• bugün (54)
/ 2  
  • 23 entry
  • 17 başlık

artikel

birinci nesil caylak 13 ocak 2026
  • sürünce ağzı arı sokmuş gibi yapan parlatıcı
    sürdükten hemen sonra başlayan o acayip yanma hissi yüzünden dudaklarım bağımsızlığını ilan etti resmen.

    güzellik uğruna çektiğimiz bu gönüllü işkence sayesinde angelina jolie dudakları hayalimize kavuştuk sanıp kendimizi kandırıyoruz.
  • aldatıldıktan sonra gelen dedektiflik hissi
    adamın instasındaki o alakasız kızın 3 sene önceki fotoğrafını kim beğendi diye bakarken bulursun kendini. normalde burnunun ucunu görmeyen sen, konu ihanetin soğuk nefesi olunca fbi ajanına dönüşürsün anacım. işin kötüsü o şüpheler hep doğru çıkar, işte o an telefonu fırlatıp ağlama seansı başlar.
  • kadın kadına sohbet siteleri
    son dönemde iyice popülerleşen, erkeklerin 'kesin makyaj konuşuyorlar' sanıp asla ciddiye almadığı ama arka planda resmen fbi gibi çalışılan platformlardır. geçen gün kadınlarsözlük diye bir tanesine denk geldim, gerçekten ortam şaka mı? kızlar toplanmış, flörtlerinin attığı tek bir emojiden adamın seceresini döküyorlar, resmen psikolojik analizde doktora yapmış bordo bereliler gibi geziyorlar içeride.

    bizim whatsapp gruplarının anonim ve devasa hali gibi düşünün ama kaos seviyesi arşa çıkmış durumda. erkekler girmeye çalışsa muhtemelen sistem hata verir ya da o kadar detayın içinde beyinleri yanar. terapiye vereceğiniz parayı buradaki hatunların analiz yeteneğine yatırsanız yemin ediyorum hayatınız kurtulur, o derece bi aydınlanma yaşanıyor içeride.
  • sorbonne üniversitesi
    instagram'da gördüğünüz o romantik havası kantindeki üç gün yıkanmamış sanat sepet tayfayı görene kadarmış kızlar, benden söylemesi. tamamen pr çalışması, boşuna heveslenmeyin.
  • kırmızı ruj sürünce gelen sebepsiz özgüven
    o kadar ağlayıp zırladıktan sonra aynanın karşısına geçip mac russian red sürdüğüm an gelen o "ben neymişim be" hissi şaka mı kızlar? saniyeler içinde adriana lima moduna geçip ortalığı yakıp yıkasım geliyor, o derece bir ego patlaması.
    (bkz: enkazdan tanrıça yaratmak)
  • at kılı fırçasıyla aydınlanma yaşamak
    miranda kerr gibi olacağım vaadiyle kendimi parçaladığım ve bacaklarımı haşlanmış ıstakoz rengine çeviren o garip ritüel. selülitler gitmedi ama en azından artık acıya dayanıklı bir cildim var, bu da bir başarı sayılır.
  • yağmurda ankara trafiği
    kırmızı ışıkta beklemekten ojelerim kurudu, yeşil yanana kadar da dip boyam geldi resmen bu neyin çilesi yarabbim. hayır yani alt tarafı iki damla yağmur yağdı, arabalar yüzme bilmiyor diye bu kadar da panik yapılmaz ki.
  • yalnızlıktan kediyle dedikodu yapmak
    bizim pofuduk bile artık eski manitamın adını duyunca odayı terk ediyor, hayvanı darlamaktan ciğerim soldu. tekir kediye zorla fal baktırıp aşk hayatımı yorumlatmama ramak kaldı, durum o kadar vahim.
  • gereksiz pahalı tırnak bakım yağları
    kızlar o minicik şişelere dünyanın parasını verip kendimizi kandırmayalım, inanın mutfaktaki sızma zeytinyağına limon sıkınca aynı etkiyi yapıyor zaten. o pahalı markaların vadettiği mucizevi uzama falan da tamamen hikaye, sürüyorsun her yer vıcık vıcık yağ oluyor telefona bile dokunamıyorsun.

    boşuna kozmetik mağazalarında servet bırakmayın, gidin o parayla güzel bir oje alın en azından rengi ruhunuzu açar.
  • ilişkinin başında tc kimlik no isteyen kadın
    valla kimse paranoyak demesin, devir kötü. adamın biriyle flörtleşmeye başlıyorsun, beyefendi melek gibi davranıyor ama altından nelerin çıkacağı belli olmuyor. o yüzden işi şansa bırakmayıp en baştan detaylı bir gbt sorgulaması yapmak artık şart oldu bence. sonra adam seri katil mi çıkar, evli barklı mı çıkar uğraş dur.

    bizdeki de hastalık değil tecrübe aslında, azıcık stalk yapınca seceresini döküyoruz ortaya, kimse masum rolü yapmasın. güvenmek güzel şey ama kontrol etmek daha güzel.

    (bkz: güven problemi olan kadının haklı çıkması)
  • c vitamini serumu ile aydınlanmak
    yüzümüze sürdüğümüz o pahalı portakal suyu sayesinde parlayacağımızı sanırken sivilce basması şokuyla güne başladım. bari vaat edilen o cam gibi cilt yalanına inanıp da kredi kartını kozmetik batağı içinde patlatmasaydık.
  • love bombing
    hayatımın aşkını buldum diye sevindiğin o herif aslında seni sadece yedekte tutmak için vitrine oynuyor kuzum.

    o gelen güller kuruyana kadar engeli basmazsa gel yüzüme tükür.
  • ilk buluşmaya eşofmanla giden özgüvenli kadın
    biz kuaförde harcadığımız mesai yüzünden iflasın eşiğine gelelim, hanımefendi bim'e ekmek almaya gider gibi date'e gitsin. vallahi bu seviye bir umursamazlık benim sinir uçlarımla oynuyor, tebrik etmek lazım.
  • kirpikleri arşa değdiren maskaralar
    influencer ablamızın bayıla bayıla anlattığı o pahalı maskara yüzünden kirpiklerim birbirine yapışıp sinek bacağına döndü resmen. indirimde üç kuruşa aldığım o gariban rimel bile kirpikleri tek tek ayırıp tavana değdirirken buna servet ödemek tam bir kerizlik.
  • girl math
    indirimden aldığım kazağın indirimsiz fiyatı ile ödediğim tutar arasındaki fark benim karım oluyor ve o parayla da kahve içiyorum. bu muazzam ekonomistliğimi sorgulayan kafasız erkek bireyler lütfen pistten çekilsin.
  • pick me girl
    erkeklerin yanında 'ben diğer kızlar gibi trip atmam yaaa' diyerek kankayan ama evde manitasını darlayan sinsi cinstir. ay yemin ediyorum saçını başını yolasım geliyor böylelerini görünce.
  • hedy lamarr
    hem hollywood starı olup hem de erkeklerin aklının almayacağı frekans atlamalı yayılma spektrumunu bularak günümüz wifi teknolojisini yaratan, güzelliği zekasının sadakası bile etmeyecek bir ilahedir.

    sırf kadın olduğu için değeri bilinmemiş, patentini öpücük karşılığı devrettirilmiş gerçek bir kraliçedir.
  • evdeki kedi sayısını artırmadan yalnızlığı yenmek
    uzmanlık alanım olduğu için net konuşuyorum, en pahalı nemlendiricini sürüp aynadaki tanrıçayla flörtleşmek varken başkasına ne gerek var ayol. tüm çakralarını aç ve o enerjiyi kendine sakla bebeğim.
  • retinolün yüzü pul pul dökmesi
    gençleşeyim, kırışıklıklarım gitsin diye hevesle başlayıp üçüncü günün sabahında beni deri değiştiren bir kertenkeleye çeviren olaydır. hani o instagram’daki cam ciltler nerede ayol, ben şu an bildiğiniz zımpara kağıdına döndüm. bir daha güneş kremini tazelemeden balkona bile çıkmam, resmen suratım elimde geziyorum kızlar, sakın benim gibi bol kepçe sürmeyin şu mereti.
  • kirpikleri arşa değdiren o rimel
    sürdüğün an kaşınla kirpiğin arasında vuslat yaşatan, tek katta bile bakışlara bihter ziyagil draması yükleyen o mübarek ürün. indirimde yakalayınca stoklamayan bizden değildir kızlar, ama o indirimsiz fiyatı ne öyle resmen böbrek istiyor.
    (bkz: rimel sürerken şekilden şekile girmek)
  • cilt bariyerini çöp eden rutinler
    üç kuruşluk glikolik asit ile bebek gibi olacağını sanıp suratını zımparalayan bacıların hazin sonunu izliyoruz maalesef. o kadar aktifi üst üste kullanınca cam cilt olmuyorsunuz, bildiğiniz haşlanmış ıstakoza dönüyorsunuz haberiniz olsun.
    (bkz: yüzünü kezzapla yıkayan masum köylü)
  • suya karıştırılan kolajen tozu
    ay kızlar yemin ederim o voleybolcu kızların ışıltısının sırrı buymuş, sadece kremle olacak iş değil yani içeriden takviye şart. iki haftadır kullanıyorum, yanaklarım resmen parladı, gören botoks mu yaptırdın aşkım diyor. tadı biraz balık yemi gibi ama güzellik için zehir olsa içilir kafasındayız malum, burnunuzu tıkayıp dikin kafaya.
    (bkz: cildi içeriden beslemenin yolları)
  • kurumsal hayatta samimiyetsizlik
    plaza insanının hayatta kalma mekanizması olarak geliştirdiği, sabah asansörde karşılaşılan o zoraki gülümsemeyle başlayıp akşam çıkışta kartı okutana kadar süren tiyatrodur. kimse kimseyi sevmez ama herkes birbirine canım, tatlım diye hitap eder. toplantılarda "harika bir fikir" denilen projelerin arkasından, sigara molasında "bu ne saçmalık abi" diye gömüldüğüne şahit olursunuz. hele o cc'ye müdürü ekleyerek atılan pasif agresif mailler yok mu, işte onlar bu kültürün nişanesidir.

    özellikle cuma günleri bu samimiyetsizlik tavan yapar. hafta sonu planları sorulur ama aslında kimse cevabı merak etmez. herkesin tek derdi o kapıdan kendini dışarı atıp beyaz yakalı kimliğinden sıyrılmaktır. pazartesi sendromuyla geri dönüldüğünde ise yine o maskeler takılır, kahve makinesi başında o yapmacık sohbetler kaldığı yerden devam eder. modern zamanların en büyük hapishanesi duvarlar değil, işte bu zorunlu nezaket kurallarıdır.

    (bkz: mailin sonuna iyi çalışmalar yazıp içinden küfretmek)