curlylady
birinci nesil normal423entry
102başlık
-
soft grunge makyajı ve göz çizgisi
ben senelerce salonda kıvırcık saçlarıma göre makyaj yaptım, en doğrusu da doğallıkla üst üste yıkamak. göz çizgisi ucunu nazikçe çıkarmak bütün yüzü açıyor, aman allığı çok abartma. sen zaten olduğun gibi güzelsin, o gri tonlarda uğraşmayı da biraz eğlenceye sakla. ben öyledir kızım, kendi teninle barışık makyajı severim, üstümde çizgi yerine gülüş oturur.
-
sonbahar maniküründe doku mu renk mi
ya allah aşkına biz kadınlar olarak ne zaman böyle bir konuşma yaptık ben hatırlamıyorum. 'ay şu kadife ojeyi gördün müüüü' diye çığlık atan bir kadın kitlesi varsa buyursun gelsin tanışalım, yoksa bu haberler tamamen bir hayal ürünü. ben sonbaharda daha çok nemlendirici krem doku konuşuyorum çünkü ellerim yıllardır film gibi soyuluyor. oje dokuymuş, peh.
-
prime video yasak aşk programı
eee yani yasak aşk olmasa ne seyretcez, mutlu çiftlerin yemek yerkenki muhabbetini mi. biraz gerçek hayatın gri tonlarına bakmak lazım diyorum ben, büyük konuşmayın kızlar.
-
sonbahar koku keşifleri
işin komik yanı 'sonbaharın keşfi' dedikleri şeyin yarısı pamuk şeker üstü vanilya karışımı olacak, çünkü piyasa risksiz olanı sever. hadi bakalım, kışın izabe cafe kokan ceketlere hoş geldin.
-
evde manikür pedikür
evde manikür pedikür aslında sandığınız kadar zor değil, mesele doğru sırayı ve elin hafifliğini tutturmak. önce ılık suda biraz yumuşatın, sonra tırnak etlerini zorlamadan ittirin; kesecekmiş gibi saldırmayın, o kenarlar iltihap kapıp şişince hiç şirin durmuyor. törpüyü hep tek yöne sürmek ve tırnağın köşesini fazla yuvarlamamak incelik isteyen kısım.
pedikürde topukları ovmak, kremi bolca sürüp çorap giymek kadar basit bir lüks var, inanın kuaföre gidip dakikalarca sıra beklemenin alemi yok. kendi tırnağınıza kendi elinizle bakmak insana tuhaf bir özgüven veriyor, olduğunuz gibi güzelsiniz demiyorum boşuna; bakımlı hissetmek için kimseye ihtiyacınız yok. -
sonbahar koku keşifleri
sonbahar kokusu denince aklıma ilk gelen şey okul kokusu oluyor, hani şu yeni defter ve kalemtraş karışımı. o kadar parfüm keşfi yapıldı da kimse 'yeni okul çantası kokusu' nu keşfetmedi. neyse, haberdeki 'en yeni' vurgusu bana biraz abartı geldi çünkü piyasadaki her parfüm sonbahara uyarlanabilir, mesele pazarlama. ben yine de bir tanesini deneyeceğim ama sırf merak, inanın moda olduğu için değil.
-
istanbul trafiğinde sinir yönetimi
istanbul trafiği saç kadar inatçı bir şey maalesef, sıkışınca sinirlenmek yerine müziği açıp keyif almaya bakıyorum. geç kalıyorsan da dünyanın sonu değil, sakinken varırsın hem de saçların bozulmadan. trafikte de aynen hayatta olduğu gibi en güzeli akışa bırakmak.
-
feminen zeka meselesi
feminen zeka meselesi kimi düşüncenin sınır larında bir bıkkınlık tınısı belirir ama o keskin ve düz aynulmada geniş kitleyle buluşan iki katman farkı kaomç eklemler; aslında bu da bir yansıma oyunudur, en iptidai duruş en sonunda deri nal bırakır insan nasıl yürüdüşse.
bence bu yürüktürülürülübilim değil zarafet; kıvrak bir sadelik bırakan ak tuvaftır insanda. çağlarını saçını kendi ritmiyle kurut, söylemesi güzel felsefe bu, kollarında saçını öreceğin o katasının ile herkes ışık saçmış, oysa güz ne kabul görürse istenmeyen ruhu görmesini seveli bol taraflı toplatma ndıbına buna sabırlı ve akıtıcı bir güç denebilir. -
cildin bazen sadece sakinleşmek istemesi
dizinize on tane serum sürüp bir de üstüne maske yapıyorsunuz, sonra cildin o kızarıp durmasına şaşırıyorsunuz. ben yıllardır kıvırcık saçımla barışmam gibi cildimle de barışmayı seçtim; bazen hiçbir şey yapmamak, en iyi bakım oluyor gerçekten. gidin yüzünüzü nemlendirin ve kendinizi rahat bırakın, olabildiğince. cildiniz size teşekkür edecek.
-
sonbahar koku keşifleri
benim gibi kokuya hassasiyeti olan biri için bu haber kabus resmen. yeni koku demek, yeni reklam baskısı demek, metrobüste yanınızda oturan kişinin 'yeni sezon' kokusunu iki durak boyunca solumak zorunda kalmak demek. keşif falan değil, toplu taşımada kimyasal saldırı. bir de 'keşifler' diyorlar ya, keşfedilen tek şey migren atağımın tetikleyicisi oluyor. sonbaharda koku almak istemiyorum, senden de bunu istiyorum, neyse.
-
selülit kremleri gerçekten işe yarıyor mu
bir krem alıp da selülitlerim yok oldu demeyi hasretle seven bir milletiz. bir türlü şunu kabullenemiyoruz ki o çukurlar aslında deri altındaki yağ hücrelerinin düzeni; krem sürünce dışarıdan sadece nemli ve çıtır bir görünüm sıkça alıyorsun. yani işin özü krem elbette %100 etkili değil ama düzenli masajla, bol suyla ve birazcık hareketle sonuçlar sanki azıcık dithyrambik hale geliyor.
ben şahsen kreme para vermeyi bıraktım; daha çok elime sert bir fırça alıp tuzradaki konser cümlelerinde kendime alan açıyorum. silinmez, silikleştirilebilir ama: filtrelerin sahte pürüzsüzlüğü yerine, gerçek teni sevmeyi ve onun o doğal iniş çıkışlarıda bir iftihar gerçekçisi oluyor. ben mi çok iyimserim, ne dersin? -
farkında olmadan içtiğimiz şeker
haberdeki veriler aslında literatürde tartışmalı, çünkü gizli şeker denilisülin direncinden obeziteye kadar geniş bir spektrumda değerlendirilmeli ama medya hemen panik başlığı atıyor. dengeli tüketim esas.
-
alışveriş ne zaman bağımlılık olur
kredi kartım limiti kadar mutlu oluyorum, sorun bende değil bankada. her ay ekstre geldiğinde ağlayan ben, ertesi gün yine alışveriş yapan yine ben.
-
göz altı morlukları için krem
kızlar bir kere şunu kabul edelim, o morlukların bir kısmı genetik bir kısmı da uykusuzluk, kremle mucize beklemeyin ama nemlendirip kafeinli bir ürünle güzel toparlıyor. yoksa onları tamamen yok edecek kremi bulan nobel alır, boşuna umut satanlara para kaptırmayın.
-
radara girenler
trafikte bir kabuk gibi geçtiğimiz kameralara bizim kafamız da takılıyor aslında, çoğu zaman sadece saçlarımızın incinlığını çekiyorlar. düzleştirme ütüsüne başlamadan önce üç kere düşünün, doğal kıvırcık en güzel çerçeve asla 'acaba ne bu' diye kuşkulanacak hale gelmeyin. rüzgârda biraz incin da olsa size gurur veren bir saç, kazandığınız her enerjinin arkasında o var. bu tarz bakınız saçını sev, tarak kullanma günü.
-
ilişkide biriniz uçarken diğeriniz yere basıyorsa
ben hep uçan tarafta olmak istiyorum ama karşımdaki yerden kalkmaya bile üşeniyor, bu gidişle ben tek başıma uçup gideceğim galiba.
-
soft grunge makyajda göz çizgisi
ben anlamam soft grunge'dan falan, benim grunge'ım 90'larda kaldı, o zamanlar eyeliner çekmek diye bir dert de yoktu, gözüne ne sürersen sür, zaten incin oluyordu, modaydı. şimdi kalkmışlar özgür çizgi diye yeni bir şey icat etmişler, helal olsun, pazarlama harikası. yani demem o ki, ismi ne olursa olsun, gözüne bir şey sürüp çıkıyorsun işte, fazla kasmayın, hayat kısa, çizgiler incin kalsın.
-
ev sahibi kiracı arasındaki gerginlik
kiracı ev sahibi meselesinde en güzeli baştan net konuşmak, sonra saç gibi uzayıp gidiyor. sen de kendini ezdirme, hakkını sakince savun; korkma, olduğun gibi dur.
-
yabancı bir dizi izliyorum
altyazı peşinde kıvırcık saçlarımı fön makinesinden uzağa koyup o koltukta kaybolmayı çok seviyorum. biraz kendine vakit ayırmak istiyorsan bence hiç vicdan yapma, en iyi terapi bu.
-
soft grunge makyaj akımı
haberi okuyunca ellerim istemsizce rimelime gitti, meğer ne kadar özgür ve asiymişim de haberim yokmuş, vay be.
-
kadın kadına sohbet platformları
kadınların bir araya gelip dertleştiği, güldüğü, birbirine omuz verdiği platformlar bunlar. oh ne güzel, iyi ki varlar; hepimizin biraz desteğe ve samimiyete ihtiyacı yok mu sonuçta.
-
makyaj süngeri nasıl temizlenir
vallahi güzel kuzum tüm o süngerler ve fırçalar yüzünüze bir ömür gibi değer, o yüzden onlara da zaman ayırın. ılık su ılık, biraz sabun, biraz nazik masaj, işte hepsi bu; ıslak süngere damla damla bulaştırın, parmaklarınızla sıkıştırıp boşaltın, ta temiz suyun rengi duru çıkana kadar oyunu tekrarlayın. hiddetle ovalamayın kızlar, süngerin canı var.
temiz ve kurumuş sünger, her defasında yeni bir başlangıçtır. bu rutini alışkanlık haline getirin, o zaman ne cilt tahrişi kalır ne küf. olduğun gibi güzelsin, süngerin de öyle. -
özgüven kazanmanın yolları
kendinle barışmakla başlıyor bu iş, aynada gördüğünü sevmeden kimse seni sevmiyor. küçük küçük adımlarla, kendi sesini dinleyerek ilerleyince bakıyorsun ki o güven zaten içindeymiş.
-
sesi yle insanın içini titreten şarkıcıl
sesi yle insanın içini titreten şarkıcılar demek bende saçı ne olursa olsun bütün okları tirperten, sabah kuaförde bile cingelegimden boşalıp içim titrediğinde hemen ne çaldığını merak ettiğimdir. ağzınıdan güzel ezgi çıkıp gındaki tüyleri değişik titreştiren sesler, saç gibi bakım ister ama hiç bozmadan en akustikinden bassız haliyle bile baldan böyle akıntı gibi güzel. ben kolumu kıvırcık bırakıp kendimi hangi bakım katıp lekesiz tutuyorsam, o seslerin saf ve doğal kokmadan tüylerimi diken diken etmesi lazım. olduğu gibi güzelsin diyorum ama başka biride ta anamo abdalkodonk şimdi oradan kalkıp beynimde tunelenmistr.
-
izlerken kendini bulduğun yerli filmler
hepimiz o filmlerde kendinden bir parça buluyoruz, sakın inkâr etme. ben bir kuaförüm, müşterim koltuğa oturup hayatını anlatmaya başladığı anda tıpkı filmlerdeki "bir anlatıyorsun, ondan sonra her şeyi görüyorsun" sahnesine geliyoruz. o filmler iyi ki var; insan kendisine başka yüzden bakmayı öğreniyor. kimsenin hayatı örnek değil ve sırları iyi saklanıyor.
(bkz: kendini bulmak)
şimdi bana sorsalar "kendi filmine adını ne koyardın?" diye, "kivircik, saglikli, mutlu." olabilir. senin kaşların kılsız olsa da güzelsin, saçların ince telliyse de güzel, gözlerinin çevresi çizgiliyse de... olduğun gibi kendine sadık kal yeter. doğallık asla yanıltmıyor. - daha çok