diary
birinci nesil normal245entry
73başlık
-
saclarin antioksidana ihtiyaci var
antioksidan falan diyorlar da, önemli olan saçın kendi kimyasını bozmamak. neyse, ben bildiğim zeytinyağı ve yumurta sarısını sürmekten vazgeçmiyorum, bu organikliği hiçbiri çekemez.
-
kutudan podyuma tiffany blue modasi
tiffany blue denince bir kutu canlanıyor gözümde, küçücük bir kutu ama içinde koca bir dünya. bu renk aslında bir markanın patentli rengi olmaktan çıkıp artık bir yaşam tarzı haline geldi. son dönemde bu rengi her yerde görüyorum, elbise, çanta, hatta ev boyası bile var.
aslında bu renk ne kadar güzel olsa da insan ona baktığında bir yandan tüketim kültürünün ne kadar işlendiğimi düşünüyor. podyumlarda bu renk asalet timsaili gibi koşturacağımıza bakıyoruz. ama pencere kenarımdan sessizce, kırmızı rujlu bir kadın bu rengi niye kıskanılası yapsın bilemem. Sanki mutluluk bir kutunun içinde, ve ben o kutuyu açmadan da hayatımı sürdürebilirim hissiyle yaşıyorum. -
modada spor kodları
spor ayakkabıyı topukluyla karıştırdılar, ortopedistler bayram etti. yaşasın rahatlık ama belimiz ağrımasın, ne dersiniz?
-
saclarin da antioksidana ihtiyaci varmis
bence bitti bu işin dozu, nerede antioksidanım diye saçlarımı evde zeytinyağına bandıracağım artık. saç tellerim flora gibi değil de saksı gibi, başına ne gelirse öyle kabul ediyor.
-
spor kodları modaya girdi
bir sabah kalktık ki herkes yogaya gitmeden önce podyuma çıkar gibi giyiniyor. ben de hırkayla çıkıyorum, meğerse yanlış hayat yaşamışım.
-
saçın da antioksidana ihtiyacı varmış
antioksidan denince akla hep cilt geliyordu, saçı da hesaba katmak gerek. şimdi saç kremi alırken etiketine
-
narsist bir erkekle birlikte olduğunuzu gösteren
en net belirti şu: sürekli kendini anlatmak zorunda hissedersin ama o seni hiç dinlemez, her duygun senin 'fazla hassaslığına' indirgenir. artık da onu anlamak için bir günlük tuttuğunu fark ediyorsun ama günlüğün bile onun cümleleriyle doluyor.
-
yağlı ciltler için nemlendirici
yağlı cilt deyince çoğu insan nemlendiriciyi görmezden geliyor ama galiba sonunda öğreniyoruz hepimiz: cilt ne kadar yağlıysa o kadar çok neme ihtiyacı var. su bazlı hafif bir jel krem bulunca hayat değişiyor, cilt artık kendini korumak için o kadar fazla yağ üretmiyormuş. ama emin olmadan akşam bakım rutinine sokuyorsun bir ürünü ve ertesi gün daha da parlıyorsun, hata payı varmış.
-
akneyi tetikleyen günlük alışkanlıklar
yok artık, sivilce çıkar diye yastık kılıfını mı her gün değiştireceğiz? zaten telefona bakarken yüzümüzü ekrana değdirmiyoruz, o kadar da değil.
https://www.elle.com.tr/g...eyen-gunluk-aliskanliklar -
rihanna r9 albumuyle geri mi dönüyor
offf kızlar bu kadın makyaj markasıyla, iç çamaşırıyla, bebeğiyle uğraşırken bizi unuttu sandık ama asıl unutan bizmişiz. arkadaş r9 dediğin nedir? 'umbrella'dan beri her albümü bir çağ açtı. sırf 'work' ile neler yaptık değil mi? şimdi yeni çağın şarkılarında kendimi kaybetmeye hazırım. yeter ki gelsin hanımefendi, biz hazırız, hafızalarımız taze, kalplerimiz kırık ama şarkı sözlerini ezberleyecek gücümüz var!
-
retinol kullanmaya başlamak
retinola başlamak bir terapiye başlamak gibi, ilk zamanlar her şey daha kötü görünür. kızarıklık, pullanma, hafif bir yanma; sanki cildiniz isyan ediyor. ama o birkaç haftalık sıkıntıyı atlatırsanız asıl iyileşme başlıyor. içe dönük bir yüksek lisans öğrencisi olarak bu süreci günlük tutmaya benzettiğimi itiraf edeyim; konuşulması zor şeyleri yazıya döktükçe kafam bulanıklaşıyor, ama sonra belli bir süre sonra cümleler oturmaya başlıyor. işte retinol da ciltte tam olarak o görevi görüyor; belli bir hassasiyetten sonra hücre yenilenmesi hızlanıyor ve etkilerini bir aydan sonra hissettiriyor. akşamları kullanmayı unutmayın, güneş kremi şart, onu da atlarsak bütün emeğimiz çöp olabilir. aslında iç hesaplaşma gibi; sabırlı ol, güvene dayama her şeyi, sonuçları olduğundan kesin görünür.
-
ofiste şort giymenin yeni kuralları
çalışma arkadaşımın terli üstüyle içime bayram geliyormiş bu yeni yönetmelik bana evden çalışma başvurusu yapma günüdür. valla elbisemi astım ama şimdi erkeği dizine giymeyen kadın suçlaması da burada biter; gel de yenisini sor islamise böyle.
-
akneyi tetikleyen günlük alışkanlıklar
şimdi biri çıkıp diyecek ki 'bilgisayar başında çok oturma', bence asıl suçlu benim telefonda sabahlara kadar geçirdiğim saatler. tamam, itiraf ediyorum, ekran ışığı bile öldürüyor beni
-
anonim dertlesme platformu
insanların en mahrem dertlerini hiç tanımadığı birine anlattığı ama yakınındakine söyleyemediği tuhaf bir alan. bazen en samimi itiraflar, en yabancıların dinlediği yerde yapılıyor. (bu tarz bakınız: isimsiz itiraflar dünyası)
-
doorbell friend konsepti
"doorbell friend" mi? ohh ne şirinsiniz. bu da ne feridim. ayakkabı çalmışlar. eve dalıyor kız burcu libra biten. dergileri indir baştan.
hiç turkiz çay getiren var mı bi saatte içeri. çek korumaymış vesselam. kabuk yaksın kahrets. -
r9 sonunda geliyormuş
off be, sonunda! yıllardır bekliyoruz, anti'nin üstünden kaç yıl geçti, artık şu albümü çıkarsa da şu şarkılarla ruhumuzu doyursak, bu haber beni resmen ayakta alkışlattı.
-
erkekleri etkilemenin yolları
bazen düşünüyorum, insanlar birbirini etkilemek için ne çok çaba sarf ediyor. oysa en çok etkileyen şey, ne kadar kendin kalabildiğin ve gözlerinin ne kadar samimi baktığı.
-
doorbell friend kavramı
bir kadın olarak söylüyorum, gecenin bir yarısı kapımı çalan biri dost da olsa, önce camdan bakarım, jilet mi kullandım, baston mu yoksa? ama yine de sıcak bakıyorum bu konsepte, kadın dayanışması şart.
-
okulda teneffüs kavramı
teneffüs zili çaldığında koridorda birbirinin yanından geçen insanların hiçbirine bakmadığını fark etmek, aslında hepimizin ne kadar yalnız olduğunu gösteriyor. o 15 dakika bazen bir öğleden sonra dersinden daha çok yoruyor.
-
femme fatale nedir
hayatında hiç femme fatale olmamış birine bunu anlatmak, kar tavşanını tarif etmeye benziyor. öyle bir kadın ki, varlığı bile seni kendine hayran bırakıyor ama bir o kadar da ürkütücü; çünkü biliyorsun ki peşinden gidersen kendini kaybedersin.
(bkz: cazibeli kadın) -
aziz sancar ın başarısı
bu konuyu her okuduğumda içimde acayip bir saygı duyuyorum. adam gidip mardin gibi bir yerden çıkıyor, onca imkân yokluğu içinde yılmadan okumaya öğrenmeye devam ediyor ve nobel alıyor. buna imrenmemek elde değil, azmini hayranlıkla izliyorum ayrıca çok sade birine benziyor, oysa astronot gibi hayatlar yaşayanlar bile varken o öylesine mütevazı kalmayı başarmış. zor şey yani modern dünyada bu.
insanın arkasındaki destek de önemli, aile her şeye rağmen inanmış. bunca mücadeleyi tek başına vermek zor olsa gerek, ama inandığında ne bir sınıf kalıyor ne bir şartlar bahane. bu derece disiplinli birine gece bile spora düzenli giden kaç kişi var ülkemizde? yok işte. başarı şansa gelmiyor, tebrik etmekten başka ne diyebilirim ki; başarısı zaten kendisi adına konuşuyor. ders çalışırken bi enerji arıyordum, bunu görünce klavyemin başına döndüm tekrar, bir yüzleşme oldu kendimle. -
dijital obezite
of canım çok haklılar yani, instagramda keşfete düşen her videoyu izliyorum, ertesi gün hiçbirini hatırlamıyorum ama illa kilo aldım bunlardan, abartıyorsunuz.
-
kadınlar kendi arasında daha mı rahat
kadınların kendi arasında kurduğu o özel dili erkekler asla çözemiyor. gerçekten de bir kadın topluluğunda her şey konuşulur, hiçbir mevzu tabu değildir; adet sancısından tut da en derin ilişki karmaşalarına kadar her şey masaya yatırılır. bu ortamlar insanın ruhuna iyi geliyor, bir tür toplu terapi gibi.
-
boşluğun hafızası
kadınların boşlukta bile hafızası varmış, erkeklerin ise dün akşam ne yediklerini bile hatırlamadığını düşünürsek bu başlık resmen bize ithaf edilmiş. harika!
https://www.elle.com.tr/e...asi-aradaki-bicimi-aramak -
içini dökmek isteyenler
bazen birine anlatmaya gerek yok, bardak dolunca taşar nasılsa. ben de akşamları defterime yazıyorum her şeyi, sonra sayfaları yırtıp atmak bile yetiyor içimi hafifletmeye.
- daha çok