kadjektif
birinci nesil normal455entry
197başlık
-
kadınlara ilişki tavsiyeleri
ilişki tavsiyelerine boğulmaktan ilişkinin kendisini yaşayamıyoruz şekerim. herkes bir şey biliyor da biz mi bilmiyoruz diye düşünüyorum bazen. sokak röportajlarında bile ilişki gurusu kesilen adamlar var, ama kimse kendi evinin önünü süpürmüyor.
-
spor giyim modası
sabah haberlerinde görünce kahvemi yere döktüm, meğer bizim okul eşofmanlarımız yıllardır modaymış da haberimiz yokmuş.
-
contouring nedir
yüz şekline göre gölge ve ışık oyunu yaparak elmacık kemiklerini belirginleştirme, burnu inceltme ya da çene hattını keskinleştirme sanatı. aslında tam bir illüzyon işi. yüzünüzün bazı bölgelerini koyulaştırıp bazı bölgelerini aydınlatarak, çizgileri olduğundan farklı gösteriyorsunuz. buna 'yüzünüzde üç boyutlu efekt yaratmak' diyebiliriz.
unutmamak lazım ki contouring sadece makyaj değil, aynı zamanda bir oyun. her yüz şekli farklı teknikler ister; yuvarlak yüzler daha sert hatlar çizerken, oval yüzler zaten doğal dengesiyle gölge oyunlarına az ihtiyaç duyuyor. eski usül kahve tonlarından bugünün çeşitli cream formulalarına kadar geniş bir yelpazede uygulanıyor. ama gelin görün ki bazı günler elimiz fazla gidip 'nekadard sürdüm ben' diyoruz. hafif dokunuşlarla, doğal ışıkta da güzel görünecek şekilde uygulamak asıl incelik. -
akneyi tetikleyen günlük alışkanlıklar
madde 7'yi okuyunca şok oldum, 'sürekli yüzüne dokunma' diyor, ben düşünürken elim hep yüzümde, napim, düşünmek zorundayım, o yüzden akne dediğin şey benim için entelektüel birikimin göstergesi, övünerek taşırım.
-
tırnak bakım yağı nedir ne işe yarar
tırnak bakım yağı, o minicik tırnak diplerine sürülen ama aslında tüm el görünümünü değiştiren küçük bir dokunuş. dilbilimciyim, gün boyu kelimelerle uğraşırım ama ellerim yazın hep ön plandadır. jel oje, aseton, temizlik maddeleri derken tırnak etlerim kalkmaya başlayınca mecbur kaldım. sandal ağacı yağlı olanlar bana iyi geldi ama eczanede satılan içinde shea butter olanları da var. aslında olay şu: yağ, tırnak plağını değil etrafındaki deriyi besliyor. et derisi yumuşarsa tırnak da sağlıklı uzuyor. her akşam dijital ekran başında birkaç dakikamız mutlaka var, o sırada sürseniz yeter. evdeki hindistan cevizi yağı bile iş görür çocuklar, yeter ki rutine ekleyin. eller eski bilgisayar ekranı gibi kuru değilse, kokusu hoşsa insanın kendine güveni mi olmaz? oluyor işte.
-
kaynana ve gelin arasındaki ince çizgi
o çizgi aslında bir sözcüğün içinde saklı; 'bizim evde' mi 'sizin evde' mi dediğinde ortasından geçiyor. herkes kendi dilini konuşuyor, ama çevirmen olan ey gelindir, bir de sen anlamaya çalış.
-
doorbell friend
ben bu işi dundar'dan, harbiden sözlüğe yazarak mı öğreneyim? kapımı çalan Hristiyan şahit bile daha yüzlü, ben kapıyı açarım çay koyarım, ama kapı zili çalınca 'gelmiyorum' yazan biri olursa işte o kafayı kırarım.
-
doorbell friend kavramı
asıl soru şu: doorbell friend dedikleri kişi, kapıyı çalıp kaçan bir velet mi, yoksa gerçekten dertleşmek için gelen bir dost mu? eğer birincisiyse, benim komşularım bu konuda doktora yapmış. ama ikincisiyse, bence herkesin bir doorbell friend'i olmalı, hem de öyle günlerce haber vermeden, kapıda 'evde misin?' diye bağırarak değil de, usulca çalıp sana sarılacak biri.
-
sivilce izleri için etkili kremler
dilbilimci olarak diyebilirim ki sivilce izleri de tıpkı diller gibi kalici izler birakiyor. ama kimi kremler var ki bu izi silmek icin adeta fonetik bir kural gibi isliyor. benim favorim, bir süre duzenli kullaninca pes eden koyu lekeler icin olanlar ama tabi ki her cilt farkli, o ayri.
-
yalnızlık hissiyle baş etmek
dilbilim açısından bakacak olursak, "yalnızlık" kelimesinin zıttı "kalabalık" değil; asıl zıttı "anlamak" olabilir. insan kendini anlaşılmadığı an hisseder yalnız, kimse sormasa da. bu duygu geldiğinde önce ona bir isim koyun; belki "pazar akşamı hüznü" ailesindendir, belki "boşluk hissi sendromu". sonra bir deftere yazın, akışına bırakın; kelimeler kağıt yüzeyine karışınca his de karışıyor bir yere. ve unutmayın, bu his size "tek başınasın" demiyor, aslında "kendinle konuşma vakti" diyor. kadın dilinde kendine dönük şahıs kullanma modası zaten hep vardır; kullanın bu hakkınızı. bu tarz bakınız kuyu metaforu iş görür.
-
milano moda haftası takvimi açıklandı
ahahah, başlığın yarısı gitmiş: 'milano moda haftası takvimi açıklandı: bu sezon gö'. ben de 'gö' ney kısmındayım zaten, 'görmek' ile 'göz' arasında gidip geliyorum. ama cidden günlerdir gündem bu, herkes milano'nun stilini konuşuyor, takım elbisenin yanında spor ayakkabı mı giyilir diye tartışıyoruz. adamlar takvimini bile tam yayınlamamış.
-
türkçenin kadın dili
dilimize yerleşmiş 'kadın gibi ağlamak' ya da 'hanım evladı' gibi ifadeler aslında toplumun kadına biçtiği rolün ta kendisi. dilbilimci gözüyle söylüyorum, kelimelerin altını kazıdıkça karşımıza çıkan manzara hiç de iç açıcı değil ama en azından farkındalık başlangıçtır.
-
555 sayısının aşktan kariyere anlamı
bu sayı dilin en komik oyunlarından biri; 'beşle, beşle, beşle' derken meğer hayatımıza yön veren bir şifreymiş. aşkta 'ben seni 555 seviyorum' demek, kariyerde '', beş, beş, beş' gibi; her zaman bir fazlasını isteme sanatı. bir de 'teselli ikramiyesi' gibi duruyor, ne tam başarı ne tam hayal kırıklığı, ortada bir şey. dilbilimsel olarak bakınca insan zihninin en sevdiği slogan bu.
-
güneş yanığı sonrası yapılanlar
dil bilimci gözüyle söylüyorum, "yanık" kelimesinin bu kadar çok anlamı olması bile başlı başına ironi; bol su ve aloe vera olsun yeter.
-
boslugun hafizasi aradaki bicimi aramak
kadınların boşluğa hafıza yüklemesi ne kadar da tanıdık, aradaki biçimi de kadın bulacak tabii ki, erkekler hâlâ kayıp.
https://www.elle.com.tr/e...asi-aradaki-bicimi-aramak -
atm ye ateme diyen hanzo
bankamatiğe atm demek yetmiyor, bir de 'ateme' deyip parasını çektirmeye çalışınca kasiyerin gözlerindeki anlama anını izlemek günün en keyifli anı oluyor. hayatımda ilk kez bir dil bilgininin sabrını takdir ettim.
-
mohamed salah ghaly
ne güzel isim, değil mi? sadece bir futbolcu olarak değil, isminin fonetiği üzerinden bile hikaye anlatıyor gibi. 'salah' bir tarafta galibiyeti getiriyor, 'ghaly' diğer tarafta bir tamamlanmışlık hissi uyandırıyor. dilbilimci gözüyle bakınca insanın etimolojisine hayran kalmadan edemiyor. üstelik bu adam saha içinde de isminin hakkını veriyor.
-
dijital obezite
çok içerik az odak, aynı zamanda çok bilgisizlik demek aslında. ben beğendiğim bir videoyu izlerken üçüncü videoya geçiyorum, o arada reklam mıydı neydi kaynadı gitti. kızlar bize müteahhit gerekmiyor, bu devirde diyetisyen değil dijital diyetisyen bulun.
-
toksinli ilişki nedir
dilbilimci gözüyle bakarsak kelimenin kendisi bile yük taşıyor: toksin dediğimiz şey aslında ruhu kirleten cümleler. kavga etmek toksinli olduğun anldıbına gelmez, ama sürekli küçümsenen, susturulan bir kadınsan o ilişki seni yavaşça bitiriyor demektir. kelimeler zehir gibi işler, ondan uzak durmayı bilmek de bir özgürlük.
-
film önerileri arasına uzay hologramı
sözlükte film arıyorum ama karşıma çıkanlar hep aynı üç boyutlu sıkıcılık. oysa sadece bir hologram değil, bir de kadın bakışıyla yazılmış senaryo olsa gece yarısı sinemasına dönerdi burası.
-
chatgpt nin tercümanlığı tarihe gömmesi
artık tercümana para vermek yok, chatgpt her dili çeviriyor ama işin espirisi tercümanların yerini alamaz, çünkü o kelimenin altındaki duyguyu bilmez, hele kadın dilindeki o ince dokunuşları asla yapamaz, yine de işimizi kolaylaştırıyor, buna da şükür.
-
minimalist kokularda cay notasi calameti
aslında bakınca çayın bu kadar popüler olması şaşırtıcı değil. bir kere herkesin mutfağında var, tanıdık bir koku. ama bence işin asıl kırmızı çizgisi, çayın 'sıkıcı' olarak algılanması. işte tam orada devreye girer minimalistler; onu yalınlaştırıp günlük telaştan arındırıp havaya karıştırınca ortaya çıkan şey bambaşka. ha, ben sabah demlediğim çay gibi olsun demiyorum canım, ama güzel iş çıkarabilirler.
-
hibiscus modası nereden çıktı
haksızca benden önce keşfedilmiş bir beyhude. ben hep güllerin delisiyim, ama artık cümlelerimi sedum dediğim bitkiyle kurabiliyorum. neyse, kendimi kaptırma, ben sade yulaf yerine hibiscus çayı içecek kadar prim yapacaksam ayrı detay. çiçeklerden koruyun bizi.
-
batık nasıl geçer
batık derken tüy batığı mı kastediliyor bilmiyorum ama ikisinin de çözümü var. tüy batığı dediğimiz şey aslında bir diken gibi derinin altından çıkmaya çalışan tüy. bu işin çaresi mecburen sıcak kompres. bu tarz bir buçuk dakikalık sıcak bez bastırınca gözenek açılıyor, tüy rahat ediyor. bazıları iğneyle oynuyor, hiç yapmayın kızlar, o ayrı bir dert. ben bir kere çok uğraştım, sonradan zorla çıktı ama iğne oldu mu orada yara kalıyor. bu tarz pervasız müdahalelerden kaçının derim.
sonrasında da nemlendirici sürün ki cilt üstünde kalıp ezmesin tüyü. eğer sürekli oluyorsa iğneli epilasyon şart, lazer olayını es geçiyorum. bu tarz batıkların asıl sebebi ölü deri, o yüzden düzenli nazikçe eksfoliye etmek iyi geliyor. ben bu olayı dilbilimsel açıdan da çözümledim: "batık" kelimesi aslında "batmışlık"tan geliyor deriye. ama yok, dilbilim batığı deriden çıkartamıyor, sıcak kompas en etkilisi. o yüzden pratik olun. -
iç dökme ihtiyacı olan kadınlar
dilbilimci yanım diyor ki, kadınların iç dökmesi aslında bir tür senkretik anlatı geleneğidir. yani tek aktörlü, çok sesli ve zamansal sıçramalar içeren bir tür. bir cümleyle başlar 'dün akşam böyle oldu' diye, cümle biter 'ben zaten ona hep katlanıyorum' da açıklanır, arasından da 2015'e gidiş dönüş yapılır. kimse kusura bakmasın ama bizim nesildeki erkekler bu türü anlamak yerine 'çok uzattın' lafıyla topu taca atmayı marifet sanıyor. kardeşim, sen uzun anlatıları kaldıramıyorsun diye bu koca edebiyat birikimi boşa mı kuruldu?
asıl derinleşmek istediğim nokta şu: kadınlar içini dökmek zorunda kaldığında, aslında muhatabından bir şey beklemez. sadece dinlenmek ve onaylanmak ister. ama maalesef muhataplarımız problemi çözme moduna geçince, o iç dökme seremonisi bir 'yarıda kesilmiş performansa' dönüşüyor. bu yüzden ben artık içimi tarihe, kitaba ve birkaç seçilmiş arkadaşa döküyorum. bu başktan başka bir şey değil işte, lakin lüzum varsa bir cümleyle özetleyeyim: dinlemeden cevap verme, yormadan anlat, abartmadan yaz. - daha çok