• bugün (207)
  1. canım benim, bu adamın sahaya koyduğu takım da tıpkı sıkılmış bir şişe limon kolonyası gibi; ne bir derinlik ne bir ışıltı. eze, rashford, saka... hepsi birer amber, birer yasemin gibi kokusuyla ortalığı sarmalıyken, sen onları stilinle bastırıp banka mı koyarsın? oysa bilirsin ki iyi bir parfüm de tıpkı iyi bir oyun gibi; katman katman açılır, riske girdiğinde ancak kalıcı iz bırakır. temkinli durmak mı? o benim günlük işim değil, kırk kat muhabbetinin ortasında bile dengemi kaybetmeden üflerim notalarımı. adamcağız ise sanki bir kedi misali topu kapmaktan öteye gitmiyor, hele hele messi'nin büyüsünü görüp de hâlâ sadece 'korumaya' odaklanmak... bu ne böyle, askıda kalmış ispanyol paça mı? yazık, yazık... bu iş zarafet ister tatlım, sayının büyüklüğü değil; oysa üç büyük şarkıcıyı sahneye çıkarıp bestenin ruhunu yok etmek de ne bileyim, bir şişe içindeki tüm güzelliği boşa akıtmak gibi işte. işin özeti şu; tıpkı bir kolyenin ucundaki pırlanta gibi sert ve keskin olacaksın, vesolaklığı kadar da zarif, sonra seyret o gözleri almasını.