• bugün (49)
/ 2  
  • 34 entry
  • 28 başlık

bilgisever

birinci nesil normal 13 ocak 2026
  • dudak dolgunlaştıran parlatıcı süren masum köylü
    sürdükten tam üç saniye sonra dudaklarımda başlayan o karıncalanma hissiyle beraber angelina jolie'ye dönüşeceğimi sanırken ismail yk klibindeki o şaşkın kıza döndüren kozmetik icadı. o kadar para verip aldığımız o nane yağı basılmış, mentollü yapış yapış şey yüzünden ciğerim söküldü resmen, hani güzellik için acı çekilirdi? bildiğin dudaklara isot sürmek ile aynı etkiyi yaratıyor, yanıyor anacım yanıyor, söndüremiyoruz.

    işin kötüsü o acı geçene kadar kendinizi ciksi hissetmeniz gerekirken sadece ağzı uyuşmuş dişçi hastası gibi geziyorsunuz ortalıkta. etkisi geçince de balon gibi sönüyor zaten, geriye sadece kredi kartı ekstresindeki o hüzünlü gereksiz kozmetik harcaması detayı kalıyor. bir daha tövbe, giderim kontür yaptırırım daha iyi.
  • yale üniversitesi
    rory gilmore yüzünden beklentiyi arşa çıkardığımız ama kampüsünde zeki ve ciksi erkek yerine sadece babasının parasıyla hava atan tiplerin gezdiği okul.

    kütüphanesinde dark academia kombiniyle story atmak için o kadar yıllık okul ücreti ödenmez be.
  • dolar yüzünden sephora nın önünden geçememek
    eskiden üç kuruşa aldığım nemlendiriciye şimdi yarım kira parası verince cildim bile stresten sivilce döküyor. kocam suratıma bakmasın diye akşamları evi loş ışıkta tutuyorum, ekonomi bizi resmen karanlık tarafa çekti.
  • mauro icardi nin yaydığı o inanılmaz enerji
    kızlar bu adam yüzünden standartlarımız arşa çıktı, evdeki adamdan soğudum yemin ederim. o nasıl bir bakıştır, o nasıl bir sahiplenmedir, wanda ne şanslı kadınmış diyeceğim ama o da rahat durmuyor ki. sen gel bizim mahalleye damat ol, valla el üstünde tutarız seni, harcanıyorsun o kaosun içinde.
  • ilk buluşmada gelinlik giymediği kalan kız
    allah aşkına o saten abiyeleri, simli bluzları hangi kafayla giyip star tv ana haber bültenine çıkar gibi gidiyorsunuz anlamıyorum. azıcık cool olun, sanki yataktan kalkıp yüzünüzü yıkayıp gelmişsiniz gibi o eforsuz şıklığı yakalayın. sonra adamlar nikah memuru görmüş gibi topukluyor, benden söylemesi.
  • cedi osman ın inanılmaz hanımcı duruşu
    ya boyu iki metre ama karısının yanında minnoş bir kediye dönüşüyor resmen, inanamıyorum. o sert nba oyuncusu gidiyor yerine evimin direği modunda takılan biri geliyor. kıza nasıl bakıyor öyle, valla bu devirde böyle sadık erkek bulmak imkansız, kıskanmadım desem yalan olur.
  • selülitler yüzünden kendini tımar etmek
    sosyal medyadaki o pürüzsüz bacaklılara özenip aldım ama bildiğin zımparayla derimi yüzüyorum, canım o kadar yanıyor ki banyodan kıpkırmızı bir ıstakoz olarak çıkıyorum.

    o kadar acıya rağmen ertesi gün yine o fırçayı elime almam peki, bizdeki bu güzellik hırsı gerçekten akıl işi değil.
  • tırnak bakım yağına servet dökmek
    o kadar para bayılıp aldığımız o minnak şişelerin içindekinin aslında mutfaktaki zeytinyağından hallice olduğunu anladığımda gelen aydınlanma perileri beni benden aldı. sürdükten sonra yarım saat boyunca eller havada hiçbir şeye dokunamadan heykel gibi beklemek zorunda kalmak da ayrı bir modern çağ işkencesi.
  • sivilce izlerini yok ettiği iddia edilen kremler
    o kadar parayı bu minicik tüplere bayılıp yine de suratımda kraterlerle gezmek aşırı sinirimi bozuyor, cildiyecinin verdiği o asitli karışım yüzümü komple soyup beni resmen sürüngene çevirdi ama alttan çıkan deri hala inatla lekeli.

    sanırsam biz bu porselen ciltli ablaları ancak rüyamızda görürüz ya da filtreyle kendimizi kandırmaya devam ederiz.
    (bkz: yüzü zımparalatma isteği)
  • mauro icardi nin wanda nara ya bakışı
    bu adamın o cadaloz kadına bakışlarını gördükçe benimkinin suratına bakasım gelmiyor valla. o kadar dramaya rağmen hala gözlerinin içi gülüyorsa biz boşa yaşıyoruz bu aşk meşk işlerini.
  • erkekleri etkilemenin en garanti yolu
    kızlar boşuna kendinizi paralamayın, öyle kuantum fiziği bilmenize ya da defileden fırlamış gibi gezmenize hiç gerek yok. adamın anlattığı o aşırı sıkıcı askerlik anılarını ya da halı saha maceralarını dinlerken gözlerinin içine bakıp hayranmış gibi yapmanız yetiyor da artıyor bile. biz kafamızda kırk tane tilkiyi dolaştırırken onlar sadece akşam ne yiyeceğini düşünüyor, bu basitliği kabullendiğiniz an olay çözülüyor zaten.

    yapmanız gereken tek şey birazcık egolarını şişirmek ve sanki dünyanın en zeki insanı oymuş gibi davranmak. inanın bana, o sert ve cool duruşlarının altında hepsi pohpohlanmayı bekleyen küçük bir çocuk barındırıyor. strateji yapıp yorulmanıza, entrika çevirmenize falan lüzum yok; karnını doyurup sırtını pışpışlayın, gerisi çorap söküğü gibi gelir.
  • sivilce lekesini silgi gibi silen serum
    kızlar valla bu serum işi tamamen bir kumara döndü, artık cildime ne sürdüğümü ben bile şaşırdım. o çok övülen şişesi minnacık ama fiyatı devasa serumları alıp sabah akşam yüzümü ovalıyorum, hani o bebek poposu gibi cilt vaatleri nerede? aynaya bakıyorum leke hala orada, bana pis pis sırıtıyor resmen. bir de o yapış yapış hissi yok mu, sanki yüzümü reçelle yıkamışım gibi bütün gün gerim gerim geriliyorum.

    influencer bacılarımız iki günde yok etti diye yeminler ediyor ama bence onlar filtre güzeli, biz de sazan gibi atlıyoruz. yok c vitamini, yok arbutin derken ev küçük çaplı kimya laboratuvarına döndü ayol. o kadar para döküyoruz bari bir işe yarasa, leke gitmediği gibi bir de cüzdandaki delik büyüyor. sabır sabır nereye kadar, benim cildim inatçı keçi çıktı, ne sürsem bana mısın demiyor.
  • evdeki tek sesin buzdolabı motoru olması
    kızlar durum o kadar vahim ki az önce sırf birisi bana insan muamelesi yapsın diye telekom şirketini arayıp paket tarifi sordum. buzdolabının o garip zırıltısı bile bana serenat gibi gelmeye başladı, yakında gidip ona sarılıp ağlayacağım diye korkuyorum. allah kimseyi bu kadar yoklukla ve sessizlikle sınamasın, resmen duvarlarla bakışıyoruz.
  • aldatılma sonrası girilen o müthiş aydınlanma
    mit veya cia yanımda stajyer kalır, adamın yedi sene önceki market alışverişinin fişini bile bulacak potansiyele tam üç saniyede ulaştım. bu konunun ordinaryüsü olarak söylüyorum, yediğimiz boynuz değil aslında beynimize takılan turbo çiptir kızlar.
  • baking
    yüzünüze un kurabiyesi muamelesi yapmadan sokağa çıkıyorsanız lütfen ben makyaj biliyorum diye gezmeyin ortalıkta. o transparan pudra göz altlarında en az on dakika pişecek ki o kapatıcı beton gibi donsun, yoksa ilk mimikte fay hattı gibi çatlayan kapatıcı manzarasıyla karşılaşırsınız tatlım. bunu yapmayana biz amatör diyoruz, üzgünüm.

    (bkz: suratına iki kilo pudra süren kız)
  • merkür retrosunda eski sevgiliye mesaj atmak
    evrenin sana gönderdiği kozmik bir sınav bu tatlım, o telefonu yavaşça yere bırak ve kendine acilen bir detoks çayı demle. yıldızlar bile "yapma yanarsın" diye bağırırken senin bu cesaretin takdire şayan doğrusu.
    (bkz: exten next olmaz)
  • yalandan özgüvenle ortamın içinden geçmek
    kızlar toplanın size hayatın bug'ını anlatıyorum. olayın özü tamamen oscarlık bir performansta yatıyor. sen içinden "ay şimdi bayılcam galiba" diye kriz geçirirken, dışarıdan dünya yansa umrumda değil vibe'ı vereceksin. bu işin ordinaryüsü olarak söylüyorum; o omuzlar düşmeyecek, o çene hep yukarıda. en kötü ihtimalle eve gidince makyajı silerken yastığı ısırıp ağlarız ama o masada kraliçe biziz, o toksik eril enerjiye asla renk vermiyoruz.

    (bkz: ferhunde gibi gülüp hürrem gibi bakmak)
  • flört döneminde story beğenip mesaj atmayan erkek
    kızlar bakın bu konuda artık doktora tezimi verdim, dinleyin ablanızı. bu tür organizmaların tek amacı, siz tam unuttum derken "ben buradayım ama tam da orada değilim" sinyali çakmaktır. o alev attığı story'nize kanıp sakın cevap yazmayın, bu bir breadcrumbing taktiğidir, bu bir tuzaktır. o like butonuna basan parmak lütfedip klavyeye gidemiyorsa, o telefonu yavaşça yere bırak ve topukların popona vura vura kaç.

    (bkz: sessizce uzaklaşılması gereken tipler)
  • ilk buluşmada takma kirpik takan kadın
    cesaretine hayran kaldığım, o gözü karalığa şapka çıkardığım hemcinsimdir. ayol o yapıştırıcının ortamın gerginliğinden terleyip kendini saldığını, adam sana tam romantik bir şeyler fısıldarken o kirpiğin bağımsızlığını ilan edip yanağına doğru yavaşça süzüldüğünü düşünsene. resmen intihar komandosu gibi gitmektir o buluşmaya, büyük risk valla.

    kızım yapmayın etmeyin, sürün şöyle örümcek bacağı efekti vermeyen, tek tek ayıran kaliteli bir maskaranızı, bakışlarınızla dövün adamı. ne gerek var göz kapağında ağırlık yapan plastik parçasıyla rezil olma ihtimaline. azıcık kendinize güveniniz olsun, boyayı badanayı yapın ama parça tesirli olmasın.

    (bkz: erkeklerin takma kirpikten anlamaması)
  • cilt bariyerini yok edip cam gibi oldum sanmak
    kızlar şimdi dürüst olalım, o koreli ablaların genetiğini kozmetik şişesinde satın alabileceğimizi sandığımız gün kaybettik biz. sabah c vitamini, akşam retinol, araya sıkıştırılan ne idüğü belirsiz salyangoz özleri derken suratımız resmen kimya laboratuvarına döndü. geçen gün parlayacağım diye sürdüğüm asitlerden sonra yüzüm ayna gibi olmadı ama bildiğin acı biber sürülmüş gibi yandı, biz buna güzellik bedeli diyoruz ama dermatologlar buna muhtemelen delilik diyor.

    o kadar para döküp sonunda kıpkırmızı ve gergin bir suratla gezmek de bizim kaderimizmiş, yine de o serum indirime girince stoklamayan bizden değildir.

    (bkz: niacinamide ile aşk nefret ilişkisi)
  • ilk buluşmada hesabı alman usulü ödemek
    medeniyet ile cimrilik arasındaki o ince çizgide yürümektir. karşı taraf nezaketen elim cüzdana gitsin şovu yaparken bunu ciddiye alıp "harika fikir, 375 tl senin payın" derseniz o ilişki başlamadan biter. romantizmin değil ama ekonominin can çekiştiği şu günlerde aslında en mantıklı harekettir, yine de anadolu irfanı buna henüz hazır değil.
    (bkz: bir daha görüşülmeyecek flört)
  • istanbul büyükşehir belediyesi
    son dönemde metrolara verdiği ağırlıkla kalbimi kazanan belediye. özellikle mobil uygulaması şehir hayatında gerçekten hayat kurtarıyor.
  • ilişkiyi kafada bitirip resmiyette sürdürmek
    korkaklığın konfor alanıyla birleştiği o muazzam nokta. hani işten istifa edeceksinizdir ama yeni işi garantilemeden, içerideki tazminatı yakmadan çıkmak yemez, o arada patrona sahte gülücükler atarsınız ya; heh işte tam olarak o hissin ikili ilişki versiyonudur bu.

    karşı taraf size "aşkım yazın kaş'a gidelim mi?" diye sorarken siz iç sesinizle "yaza kadar ben çoktan engeli basmış olurum ama neyse şimdilik he diyelim" modundasınızdır. bu evrede vicdan azabı ile aman tadımız kaçmasın ali rıza bey mottosu arasında mekik dokunur. genelde terk edilen taraf "her şey çok güzeldi birden ne oldu?" diye şoka girerken, terk eden taraf aslında o ayrılık konuşmasını duşta kendi kendine yaptığı provalarla 3 ay önce tamamlamıştır.

    (bkz: sessiz istifa)
  • plaza türkçesi konuşan beyaz yakalı
    sabahın köründe elinde karton kahveyle asansör beklerken "bugünkü meetingi ne zaman set edelim canım ya?" diye soran, türkçeyi katletmeyi bir statü göstergesi sanan canlı türü. ağızlarından çıkan her üç kelimeden beşi ingilizcedir ama sorsan ingilizce seviyeleri pre intermediate seviyesini geçmez. duyduğumda en çok irrite olduğum kelime kesinlikle assign etmek. sanki çok mühim bir görev dağıtımı yapıyor, alt tarafı fotokopi çektirecek.

    bunların doğal yaşam alanları maslak-levent hattıdır. öğle aralarında sağlıklı beslenmek adına kinoa salatası kemirirler ama akşam mesaiye kalınca (ki buna overtime derler) gömülen lahmacunların haddi hesabı yoktur. sürekli bir "deadline" stresi, bir "schedule" karmaşası içindedirler. sanırsın atomu parçalıyorlar, halbuki bütün gün yaptıkları excelde hücre boyamak ve cc'ye müdürü ekleyip pasif agresif mailler atmak.

    (bkz: mavi yakalıların samimiyeti)
  • flört döneminde ghosting
    modern zamanların en büyük vebası, bir nevi iletişim özürlülüğü nişanesi. tam her şey güzel gidiyor derken karşı tarafın bir anda ortadan kaybolması durumu. hayır, insan gibi istemiyorum desen kimse seni yemez ama işte o cesaret kimsede yok. geride kalan kişi ise acaba ne yanlış yaptım diye kendini yer bitirir.
    (bkz: karaktersizlik)
  • daha çok