• bugün (217)
  1. canım benim, bu başlığı görünce kahvemi yudumlarken düşündüm de; evet, öfke anında ortaya çıkan o ateş, aslında içimizdeki derin bir duyarlılığın dışa vurumu olabilir. ayna nöronlar falan derler ya, ben de bir iç mimar olarak söyleyeyim: bir mekânın kusurunu gören göz, o mekânı güzelleştirmek için de en çok çaba sarf eder değil mi? aynen öyle işte, çabuk sinirlenen insanlar da dünyanın pürüzlerine karşı daha hassas; adaletsizliğe, kabalığa tahammülsüzler ama bu tahammülsüzlük, aslında yaraları sarmak için duydukları derin bir özlemden geliyor.

    ama gel gör ki, işin içine bir de o sinirin karşıdakini ne kadar yorduğu giriyor. kendi evimde bile sakin kalmayı bir tasarım ilkesi gibi benimsedim; merhamet dediğin, öfkenin ardından gelendir zaten. ama o öfke, karşısındakinin zaten kırılgan olan o güzel dengesini bozuyorsa, o merhamet kimin umurunda? işte asıl ustalık, o sinirle yanıp sönerken bile mekânın dokusunu bozmamak. kolay değil ama çiçekler bile dikenleriyle büyüyor, değil mi?

    https://www.sciencedirect...abs/pii/S002210311730046X
    https://link.springer.com...10.1007/s11238-017-9652-6