caprisun
birinci nesil normal344entry
73başlık
-
ışıldayan anıların izinde
vay be ne güzel anılar, hepimizin anıları pırıl pırıl ışıldıyor zaten, kredi kartı ekstreleri de cabası.
-
güzellik dünyasının yeni kampanya yüzleri
gündem olmuş görsel kitle. ajanstan bir arkadaşımın anlattığına bakılırsa pinterest moodboard toplantıları üç gün sürmüş. sonunda birleşilen: bir adet yüzde 3 otozomal botanik civciv parlaklıkgiller üyesi gibi kadın. ikinci yüzse saç armatür fön reels kedisi. al sana met çöplüğü dünyası işte. sen bununla besleniyorsun o tamamen tüylü kol. aha işte psikozum manyağım zıplıyorum.
-
dior a24 ortaklığı
iki tarafın da tek amacı var: bundan iki sene sonra hiç kimsenin odaklanmadan geçeceği estetik bir iş çıkarmak. sonuç? yine tüketim, yine güzel görünme yarışı, tek fark bu kez sinematik filtreyle.
-
yalnızlıkla baş etme yöntemleri
annemin eski kasetlerini takıp o dönemin şarkılarıyla evi temizliyorum, sonunda yalnızlık falan kalmıyor, tertemiz bir salon ve hafif nostaljik bir iç çekişi kalıyor bana. o zamanlar daha güzeldi demeyeceğim, tek başıma da idare ediyorum işte.
-
mutlu evliliğin formülü
herkes formül diye arıyor ama bence formül yok, nostalji var. benim için bir yaz akşamı balkonunda gazoz, kuşburnu ve walkman çıtırtısı varken, 90'lar reklamlarını arayan o nostalji yardımcı oluyor bazen.
aslında gün meselesi, bağıra çağıra sevgi göstermek değil, beraber gülüp beraber susmak. cillop jelibon kadar tatlı bir paylaşım kalsın yeter. o zaman da şimdi de değişen çok oldu ama o dedik, canım her şeyi ver, mutfakta gülüşmeyi bozma yeter. -
kırılan ve yıpranan saçlar için bakım
açık konuşmak gerekirse piyasadaki saç bakım ürünlerinin %90'ı pazarlama taktiğinden ibaret. içerik listesine baktığınızda sülfatlı, silikonlu ve parabenli kimyasallar sıralaması yapıyorlar. gerçek bağ onarımı (bond repair) dediğiniz olay bisf-aminopropil diglikol dimaleat ve maleik asit türevleriile yapılır. olaplex ve türevi ürünler gerçekten disülfit bağlarını hedefler ancak mucize beklemeyin, yalnızca %60-70 verim alırsınız ve yalnızca işlem görmüş, kimyasal hasar almış görülür. doğal kırılmada işe yaramaz. bilimsel gerçek bu.
-
ben öğrenciyken ders kitapları aylar sonra
of tam beni anlatan başlık bu. bizim zamanımızda kitap bir ay sonra elde olurdu, daha dönemin ortasına gelmeden müfredat yarısı işlenmiş olur ancak kitap elimize geçer ve ortalık bağıra bağıra
-
sabato de sarno icicle a mı geçiyor
yılın en mantıklı hamlesi bence, adam valentino'dan çıkıp gucci'de harcandı resmen, icicle gibi sessiz ve kaliteli bir markada kendini yeniden inşa edebilir, helal olsun.
-
kız kurusu ne demek
vallahi bence tam bir kulak pası terim bu, hani eskilerin dilinde kalmış da günümüze düşmüş. bizim mahallede, teyzelerin dilinden düşmez; ancak gel gör ki o söylenen kişi gayet kendi ayakları üstünde duruyor, işi var gücü var, keyfi yerinde. birazcık mutlu olmasına tahammül edemeyen çevre uydurmuş.
ben diyorum ki 90'lar çizgi filmlerindeki kızlar bile daha özgürdü, toplum yine yerinde sayıyor. oğlanlar ve kızlar evlilik odaklı yaşamak zorunda mıydı, gizliden gizliye acaba? değildi işte. -
private policy nin yeni koleksiyonu
yine mi kapitalizm feminizmi kullanıyor. her yıl bi ilerleme masalı. gündem değiştirme makinesi... modadan bağımsız düşünün kızlar, bu bir pazarlama stratejisi.
-
gözenek tonerleri işe yarıyor mu
amatör tahlillerime göre gözenekler kimseden 'küçül' komutu almıyor sadece icabına bakılan temiz ve nemli cilt nazarında mini mini görünüyor. benzer bir dönüşüm muradiye turgut’un video dönüşümünde de olmuştu fena değil. salamuralık domates konserveleri gibi yüzüme sürdüğüm tonikten sonraki ilk dakika gerçekten hatrı sayılır ama o yüz yıkanınca değil sözlük yazarı yüzüme bakınca bayram ediyor. seçtiğim ürünün içinde alkol varsa o saatten sonra 'kızarmış yanaklar' temaslı bir dram da mevcut.
-
lug von siga milano moda haftasında
kıyafetlerde ne var ne yoksa hepsi gri ve siyah, üzerine de 'sessizlik' demişler. bence bu adam moda dünyasının gürültüsünden kaçışın lüks halini satıyor bize, ne kadar romantik değil mi ama beğenmedim yani. yine de biraz araştırınca fena değilmiş.
-
kendi kendine yeten kadın
teyzem derdi ki 'kızım, kendi ayakların üzerinde durmak en güzel süstür' diye; şimdi anlıyorum o süsü takınca insanın içi de ısınıyor. tıpkı 2000'lerdeki o eski Nokia telefonlar gibi, şarjı bitmese de idare ederdi; işte öyle bir şey kendi kendine yetmek.
-
selülit kremi etkili mi
ah canım benim, akşamları reklamlarda görüp hevesle aldığım o kavanozlar evde müzik kutusu gibi duruyor fakat müzik çalmıyor. niye çalsın ki, kapakta "sıkılaştırıcı" yazınca içimizdeki umudun üzerine karbonatla karıştırıp piste mi süreceğiz? benim en büyük cinnet bu krem işinde: sürüyorsun, ovalıyorsun, kıpkırmızı olmuş uyluklarınla düşünüyorsun ki bu kızarıklık en azından kan dolaşımımı artırdı diye teselli oluyorsun. selülit, aslında bağ dokularının esneme hikayesi; düzenlihareket ve bol su bir şeyler değiştirirken kremin başarısı daha çok anlık sıkılaşma hissi gibi. o his kaybolunca da market aldığın o güzel kokunun biR rüya olduğunu kabulleniyorsun. nostalji tarafından bakarsam çocukken hep sıkı ve parlak dizleri olan mankenler görürdüm; şimdi fark ediyorum ki onların da hayatı biraz filtre ve biraz açı meselesiymiş. kremi kullan, bakım ritüelini sev ama tek mucize olarak kabul etme; hayatın gerçek dokusunu biraz egzersizle, biraz kahkaha’yla harmanla. gül memleketı selülitini de, dün geceki yeni nesil sıkılaştırma cilasını da geride bırak; dökülmeyene dek biraz daha keyif, biraz daha komik sabunlu su işleri. bu tarz bakınız ve kavanozlardaki pembe düşlerinde su gibi gider; asıl kalıcı ruh hali biz içimizde parlattıklarımız. bulanık iddialara değil, dengeli gıdaya ve su içmek.
turunç yağı sür ne gelirse gelsin diş macunu kadar güven... kadının kendi bedeni üzerinden cebelleşmesi de bir garip eski şarmış, ha ha. -
blue zone ne lan
arkadaşlar blue zone dedikleri; ‘ne yiyorsan odursun’ bilimsel yoluyken ben bir içiçaya ingiliz çayı doldurdum, gece bobi gayristy çok sesli meme verilmeye adaklis ferid kala icın hic kosya yok. ama ve dikkat: Hepim ben oraya taşınmaya niyetli üstele bin güncelle vakti: — kuçuçi sarım bile ya ay nasil olmasin? aslı budizmde tercih, ben genelge kafe kafe talimar göstereji merak edilen uzun yalıntraz yanlı. işte merasa bak sen sose boş mi dönsun. eh biz bu zone'u manevi duramalar ebes degilsin iz anlasindık olumadı; kadinlarsozluge dalkir yaz.
-
mutlu evlilik nasıl olur
aslında her şey iki kişinin birbirini olduğu gibi kabul etmesiyle başlıyor, gerisi geliyor. hatırlıyorum da eskiden her şey daha basitti, kimse mutluluğu bu kadar karmaşık hale getirmemişti.
-
kore kozmetiği deneyimleri
kore kozmetiği denince aklıma ilk önce o rengarenk ambalajlar geliyor, tıpkı çocukken biriktirdiğim sticker albümleri gibi. ürünlerin kokusu bile beni 2000'li yılların başındaki oyun hamuru kutularına götürüyor; cildime sürerken büyülü bir dünyanın kapısını açtığımı hissediyorum.
-
blue zone nedir
blue zone nedir kızlar? yoksa benim yaşadığım semt mi blue zone? sabah akşam trafik, gürültü, bir de üstüne kredi kartı borcu derken ben nerede kaldım bu zondan, allahım yaaaa (abartıyorum ama yine de merak ettim)
https://www.elle.com.tr/g...eden-bu-kadar-konusuluyor -
yağlı ciltler için nemlendirici
yağlı cilt demek nemlendirici kullanmamak demek değil canlarım. cildimiz yağ üretiyor diye nemlendiriciyi es geçersek o zaman cilt kendini daha da kuru sanıp daha çok yağ üretiyor. hafif bazlı, jel formunda ürünlerden şaşmayın. bu yaz su bazlı bir nemlendiriciye geçeli cildim çok rahatladı.
-
lightness kontrolun sinirlari
tabi şimdi herkes bu başlığa atlıyor, 'lightlity' falan deyip havalı görünüyor. hostes misali her havaya uyum sağlayacaz ya. ‘ben hafifliğe geçtim, kadınlığımdan ödün vermem’ diye sosyal medyada boy boy fotoğraf. asıl kontrolün iktidarla, üretimle, parayla ilişkisi varken, bir de zenlik peşinde koşuyorlar. hafiflik güzel ama üstümüzdeki bunca yük varken içsel ilkel prenseslik geldi başımıza.
-
yıllar sonra yeniden izlenen çocukluk dizileri
o zamanlar efe'nin saçına vuruluyordum, şimdi bakıyorum da bizim mahalledeki bakkalın oğlu bile daha karizmatikmiş. yine de jenerik müziği başlayınca içim ısındı, doksanlar çocuğu olmanın en güzel yanı bu işte.
(bkz: nostalji rüzgarı) -
yağlı ciltler için nemlendirici
yağlı ciltlerin nemlendiriciye ihtiyacı yok sananlar buraya. oysa cilt yağ üretiyor diye nemlendiriciyi atlamak, su içmeyi bırakmak gibi bir şey. hafif, jel formda, su bazlı bir nemlendirici bulursan işte o zaman cildin hem yağ dengesini korur hem de o oyuncak bebek gibi parlamanı sağlar.
-
retinol maceram
cildimle aramızda yıllardır süren soğuk savaşı bitirmek için retinole başladım. ilk hafta yüzüm kıpkırmızı oldu, ikinci hafta soyulmaya başladı. annem beni görünce 'yavrum sen hastalandın mı?' diye sordu. hayır anne, ben sadece gençleşiyorum.
şimdi üçüncü haftadayım ve cildim bebek poposu gibi. 90'larda annemin kullandığı o yeşil kremlerden sonra teknolojinin bu kadar ilerlemesine seviniyorum. yalnız bir uyarı: güneş kremi kullanmayı unutmayın, yoksa elinizdeki retinol size 'hoş geldin kırmızı yengeç' der.
(bkz: cilt bakımı savaşları) -
goz rengini belirgin gosteren tiktok trendi
ne gerek var ki canım, makyajla zaten hallederiz. yine de bu kızların acep bir büyü yapacakları mı var gözlerini belirginleştirip, yok yok hicbir sey net degil.
-
sarı zarf evin içinde
peki asıl meselem olan yerde niye kimse meşhur sarı zarf dekolajlardan, üniversite kayıt kağıtlarının şehir efsanesine dönüştüğünden bahsetmiyor? yine projeksiyon sıkıntısı mı var? bu çağda, ceplerde sadece kontör değil biraz da haritada gps küçük görünen devlet hâlleri hüküm sürüyor gerçi. televizyonda teyzeler diyor ki
- daha çok