- 26 entry
- 20 başlık
-
çift aşamalı temizlik yapmayan vizyonsuz
yüzünde o güneş kremi ve fondöten katmanıyla uyuyabilenlerin rahatlığına hayranım, ben o yağı cildimden kusturmadan yatağa girsem sivilce tanrıları beni kurban seçer. cildiniz cam gibi parlamıyorsa temizlendi sanmayın, o dolmuş gözenekler intikdıbını elbet alır. -
kore kozmetiği ile gelen cam cilt yalanı
biz o kadar parayı basıp sürünce ışıl ışıl değil bildiğin terli gibi duruyoruz, o cam cilt dedikleri olay türk genetiğinde resmen "yeni koşup gelmiş cilt" olarak tezahür ediyor. o paraları kremlere değil de tatile gömsek cildimiz stresten arınıp daha çok parlardı yemin ederim. -
bir servet harcanıp işe yaramayan göz kremleri
bünyesinde barındırdığı hyaluronik asit miktarı kadar beyni olmayan influencer tayfasının gazına gelip aldığım, cüzdanımı delip geçen ama morluklarıma selam bile vermeyen kozmetik zırvalarıdır. hani o vadettikleri aydınlık bakışlar falan nerede, ben niye hala uykusuz rakun gibi geziyorum ortalıkta, biri bana bunu açıklasın.
içine sim koyup "işte ışıltılı bakışlar" diye yutturuyorlar, biz de sazan gibi atlıyoruz mucize bekleyerek. genetik miras sağ olsun istediğin kadar o minicik tüplere servet dök, en fazla cildin nemlenir gerisi tamamen pazarlama yalanı, kapatıcıya devam maalesef. -
istanbul trafiğinde makyaj tazelemek
köprüde dururken eyelinerımı o kadar kusursuz çektim ki yan şeritteki beyefendi alkışlayacak sandım. resmen arabada yaşlanma garantili, beklerken botoksumun süresi doldu. -
emily in paris teki emily nin rüküşlüğü
o kadar pahalı markaları üst üste giyip pazardan hallice görünmeyi nasıl başarıyor aklım almıyor gerçekten. paris sokaklarında o renk cümbüşüyle gezsen moda polisleri anında tutuklar ama haspamız maşallah bütün yakışıklı şefleri peşinden koşturuyor. her bölüm ayrı bir sinir harbi yaşatsa da sırf o gabriel'in yüzü suyu hürmetine ekran başında çürüyoruz. -
spekulum
insanlığın mars'a gitme planları yaptığı yüzyılda hala buz gibi metalden vazgeçilemeyen orta çağ işkence aleti. doktor eline alıp tatlı tatlı 'şimdi kendini gevşet' dediğinde o kadar kasılıyorum ki tüm vücudum kilitleniyor. o aletin açılırken çıkardığı klik sesini duyduğum an ruhum bedenimi terk ediyor resmen. -
emily in paris
gabriel o mutfaktan her çıktığında benim kalbim teklemezse namerdim ama o kızın giydiği palyaço kostümleri yüzünden göz tansiyonum fırladı resmen. bu kadar yakışıklı adamların vizyonsuzluğuna tahammül seviyem eksiye indi.
(bkz: gabriel için emily in paris izlemek) -
cildi mermer yapacağı iddia edilen kremler
kredi kartının limitini zorlayıp o fenomenlerin övdüğü mucize ürün dedikleri tüplere servet yatırdıktan sonra aynadaki görüntüyle bakışırken gelen pişmanlık hissi gibisi yok. cildim soyulmaktan bi hal oldu ama o inatçı kırmızılıklar hala bana mısın demiyor, sanırsın yüzümde tapulu arazileri var mübareklerin.
bütün gece yüzüme asit basıp sabah bebek poposu gibi cilt ile uyanmayı bekliyorum ama uyandığımda tek gördüğüm yine o pütürlü zemin ve sönmüş umutlarım oluyor. cildiye kapısında yatıp kalkmaktan ciğerim soldu, artık kapatıcı sürmekten badana ustasına döndüm yemin ediyorum. -
tek taş beklerken böbrek taşı düşürmek
adamla çay bahçesinde oturuyoruz, ben tırnaklarıma french yaptırmışım, saçım fönlü, içimden diyorum ki kesin bugün o gün. kutu çıkacak diye elimi kalbime götürüyorum, herif cebinden çıkarıp çıkarıp çakmak çıkarıyor. hayır anlamıyorum biz dizilerdeki gibi mum ışığında yemek falan da istemiyoruz, simit yerken de olur ama yeter ki o yüzük parmağıma girsin artık. bu adamların rahatlığı beni yaşlandırdı yemin ederim.
annem darlıyor, arkadaşlarım teker teker evleniyor, ben hala bu oduna manalı bakışlar atıyorum. en son dayanamadım yüzük ölçüm şu diye post-it yapıştırdım alnıma, bana gülüp aşkım ne komiksin dedi. gerçekten sabır taşı olsa çatlar, ben de yakında sinir krizinin eşiğinde halay çekeceğim o olacak. -
görümcenin sinsice laf sokma çabası
kendi evliliği lağım çukuruna dönmüşken gelip benim ev düzenime laf etmesi yok mu, saçını başını yolmamak için zor tutuyorum kendimi. haspam bir de gelmiş tüllerin rengi boğmuş diyor, senin ruhun boğulmuş haberin yok. -
eski sevgilinin yeni manitasını stalklamak
kızın sülalesini geçtim ilkokul öğretmenini bile buldum ama o kaküllerin kendisine yakıştığını düşündürecek özgüvenin kaynağını bulamadım.
neyse en azından çanta seçimi vizyonsuzluğunu kanıtlar nitelikte, buradan yürürüm artık. -
pick me girl
erkeklerin yanında havalı görünmek için hemcinsini ezen, ofsaytı biliyorum diye kasım kasım kasılan tiptir.
valla o çocuk seninle evlenmeyecek canım, boşuna diğer kızları kötüleyip durma. -
pride and prejudice 2005
darcy beyin o meşhur el hareketi sahnesinde benim de tansiyonum düştü, adam resmen tek bakışıyla biyolojik saatimi ileri sarıyor.
elizabeth yerinde olsam hiç naz yapmak ile uğraşmaz, yağmur altında sırılsıklam olmadan direkt nikahı basardım. -
kocayı evdeki en büyük çocuk olarak görmek
boşuna şaraplı mumlu romantik akşam yemekleri falan hayal edip kendinizi yormayın, olayın matematiği beklentiyi yerin dibine çekmekten geçiyor. adamı koca bir birey zannetmeyi bırakıp sakal bırakmış ergen irisi bir çocuk olduğunu kabullendiğiniz an nirvanaya ulaşıyorsunuz. mesela çorabını kirliye atmayı başardığında ya da marketten aldığı maydanoz dereotu çıkmadığında abartılı bir sevgi gösterisi yapın, bak nasıl süt dökmüş kediye dönüyor.
evin reisi havalarına girmesine de ses etmeyin, verin eline kumandayı, önüne de soyulmuş meyvesini koyun sabaha kadar survivor izlesin garibim. ne zaman ki derin mevzulara girip ilgi alaka bekliyorsunuz işte o an sistem hata veriyor. kendi haline saldığınız an evde çiçek gibi bir hava esiyor, tecrübeyle sabittir. -
iki araba parası harcanan göz altı kremleri
içeriğinde ejderha kanı, zümrüdüanka gözyaşı falan varmış gibi pazarlanan ama aslında sadece nemlendirmekten başka bir numarası olmayan kozmetik balonlarıdır. hani o influencer ablaların "kızlar buna bayıldım, stokladım" diye kendini paraladığı ürünleri alıp üç ay düzenli kullandıktan sonra aynada yine aynı yorgun pandayla karşılaşınca insana inme iniyor.
cidden o minnacık tüplere döktüğümüz paraya yazık günah. hayır bir de genetikse o morluklar, istersen yüzünü komple asit kuyusuna daldır yine geçmiyor. en sonunda saldım ben, kapatıcıyla badana yapıp hayatıma devam ediyorum, yoksa bu güzellik sektörü bizi çiğneyip tükürecek valla. -
yapış yapış his bırakmayan vücut losyonu
sürdükten sonra üstüne kot pantolon giymeye çalışırken o sürtünmeyle bacaklarım alev alacak sanıyorum, öyle bir yapışkanlık. nem bombası diye sattıkları şeylerin çoğu resmen cildin üzerinde tabaka gibi kalıp insanı delirtiyor.
bunu sürüp de prensesler gibi hissetmek varken neden her seferinde kırkpınar pehlivanına dönüyoruz anlamadım gitti. -
badem yağı varken kaş serumuna para bayılmak
küçücük şişeye o kadar para bayılınca insan en azından mahsun kırmızıgül gibi gezmeyi bekliyor ama nafile. düzenli kullanayım derken alnımın ortasında bile kıl çıkardım, kaş hariç her yerim gürleşti resmen. -
istanbul trafiğinde ruhunu teslim etmek
navigasyonun kıpkırmızı damarlarını görünce fenalık geçirdim, resmen arabada yaşlandım, yüzüm çöktü stresten.
eve vardığımda botoksumun etkisi geçmiş olacak diye korkuyorum, allah kahretsin böyle çileyi. -
aile evinde yaşamak
Şu an tuvalet sırası bekliyorum sıra bana geldikten sonra anlatacağım inşallah -
olaplex no 7 bonding oil
Kalın saçlarınız varsa pek bir işe yaramaz çok ince saylıysanız da çabucak yağlandırır malesef. -
tırnak bakım yağıyla aşk nefret ilişkisi
sırf o şık şişesi ve mis gibi kokusu yüzünden servet ödediğimiz, sürdükten sonraki yarım saat boyunca elleri havada tutarak hayatı sorgulatan garip icat. hayır o değil, insan o kadar özenip bezenip sürüyor, tam o anda ya telefon çalıyor ya da tuvalet geliyor, işte o an hayatın ne kadar acımasız olduğunu anlıyorsunuz. o vıcık vıcık yağlı parmaklarla iş görmeye çalışmak survivor parkurunda yarışmak gibi yemin ederim.
sonuç olarak tırnaklar gerçekten sertleşiyor mu, etler düzeliyor mu orası muamma ama o anlık parlaklığı görüp kendimizi kandırmaya bayılıyoruz. bir de o limonlu olanlar var ki sormayın, sanırsın salata sosu hazırlıyoruz ellerimizde. yine de akşam rutinimden asla çıkaramıyorum, resmen toksik bir ilişki yaşıyorum bu minik şişelerle. -
kocadan gizli anonim chat yapma keyfi
ayol bu kadınlarsözlük beni benden aldı, kocam horlarken girdiğim bu ortamda sabahlara kadar dedikodu yapmaktan göz altlarım morardı valla.
tanımadığım insanlara içimi dökerken aldığım o garip haz yüzünden yakında evden kovulacağım, demedi demeyin. -
aldatılınca level atlayan kadın psikolojisi
tatlım o evre bir travma değil resmen üçüncü gözünün açıldığı spiritüel bir aydınlanma seansıdır. artık adamın nefes alışından yalan söylediğini anlayan bir fbi ajanına dönüştüğün için sana geçmiş olsun değil helal olsun denmelidir. -
retinol kullanırken yapılan çaylak hataları
aşkım sen o serumu her gece yüzüne boca edersen cildin tabii ki alev almış ejderhaya döner, lütfen kendine gel. önce sandviç tekniği ile cildini alıştıracaksın, üstüne de kamyonla nemlendirici dökeceksin yoksa o suratı toplayamayız. biz bu işin ilmini yalamış yutmuşuz, bariyerinizi zımpara yapmayın sonra biz üzülüyoruz.
(bkz: güneş kremi sürmeden bakkala bile gitmemek) -
toxic ex ten ayrıldıktan sonra gelen o peri hissi
kızlar yemin ediyorum on seans hydrafacial yaptırsanız cildiniz bu kadar parlamaz. sabah uyanınca gelen o 'acaba storyme baktı mı' anksiyetesi gidiyor, resmen çakralarınız açılıyor. hani o özgüven nerede satılıyor diyordunuz ya, aha işte tam o 'block' tuşunun ucunda satılıyor canlarım.
(bkz: ex gidince gelen glow up)
o yüzden ne yapıyoruz, o manipülatif enerji emiciyi ait olduğu çöplüğe postalayıp rimelimizin keyfini çıkarıyoruz. kimse kusura bakmasın, bu devirde en büyük estetik huzurdur. - daha çok