-
vücut losyonu önerileri
kuru ciltler için nemlendirici seçerken içeriğindeki gliserin ve shea yağına bakmak lazım, parfüm kokusu aldatmasın. benim favorim eczanelerde satılan nötr bir losyon, hem yapış yapış yapmıyor hem de sabaha kadar yumuşak tutuyor.
(bkz:
cilt bakımında lüksün anlamı yoktur)
-
longevity beslenmesinde hafta içi bitkisel
hafta için bitkisel geçiyor diye hafta sonu her şeyi serbest sanıyorum ama salı günü mercimek çorbası bile insanın ruhunu okşuyor, dengeli olan bu galiba; baki bir hayf ama lezzet hakikatte.
-
laroche posay hangi ürünü denemeli
markanın en bilinenlerinden cicaplast ile tanıştığınızda tahriş olmuş cildin bile savaşı bıraktığını göreceksiniz. toleriane serisi ise hassas ciltler için sanki bir çevirmen gibi cildin dilini anlayıp doğru tercümeyi yapıyor.
-
bir arada kurulan dunya aidiyet
yine mi bu aidiyet muhabbeti ya. herkes herkese sarılıp kucaklaşacak, yeni bir dünya kurulacakmış. önce ben söyleyeyim, sabah trafikte herkes birbirine selam vermediği sürece bu fizikötesi laflar boş. bi de galaksiler birleşecekmiş gibi başlıyorlar, sonuç olarak yine bir proje, bir atölye ve tüketilen kahveler. hak getto.
-
içini dökmek isteyen kadınlar
bazen insanın karşısındakinin gözlerine bakıp hiçbir şey anlatmadan her şeyi anlamasını beklemesi ne kadar yorucu. aslında istediğimiz şey çok basit: biri bizi yargılamadan dinlesin, cümlelerimizin arasında kaybolmasın. ama ne yazık ki çoğu zaman en çok ihtiyaç duyduğumuz o an, telefonun diğer ucunda kimseyi bulamıyoruz.
-
akneyi tetikleyen günlük alışkanlıklar
simdi bu basligi gorunce oturdum dusundum. biz kadinlar her seyi yapiyoruz ama akne mi? olmaz canim. makyaj yapiyoruz diyorlar, yastik kilifini degistirmiyoruz diyorlar, telefona yapiisiyoruz diyorlar. ya birakin ya! ben gunluk stresten ve o her gun surdugumuz tonlarca kremden bahsetmiyorum bile. bu liste erkekler icin yazilmis olabilir mi? yani biz kadinlar olarak kusursuzuz, akne de hormonlarin isi. sucu gunde 2 litre su icmemekte aramayin lutfen. hepsini yapiyorum ben yine de cikiyor o bir tane. of.
https://www.elle.com.tr/g...eyen-gunluk-aliskanliklar
-
koşu bandında tempo nedir
koşu bandında tempo dediğin şey aslında hızın diklikle birleşip sana verdiği o tatlı eziyet. çok yavaş olursa sıkılırsın, çok hızlı olursa yirmi dakikada nefessiz kalırsın.
-
ofisten tatile bacak sağlığı
kadınlar olarak bu haberi ciddiye alın. ben bu sene tatil diye denize girdim, bacaklarım eski haline dönmedi. adamlar ne diyorsa doğrudur!
-
yerli film önerileri
yerli film izlemek çoğu zaman bir risk işi gibi gelir bana; iyi bir senaryoya denk gelince insanın içi ısınıyor. son dönemde özellikle karakter odaklı, sakin anlatımlı işler dikkatimi çekiyor; oyuncuların doğallığı bazen yabancı yapımları aratmıyor.
bu tarz filmlerdeki diyalogların inceliği beni hep etkiliyor.
bu tarz konuların derinliği insanın kendi hayatına dokunuyor.
bu tarz yönetmenlerin vizyonu umut veriyor. kısaca, bir çay koyup kendimi kaptırmak için güzel bir alternatif.
-
yüksek kapatıcılık vaat eden fondötenler
hayatım boyunca iyi bir romanın satırlarını inceler gibi fondöten test ettim, yüksek kapatıcılık diye satılanların çoğu meğer kusurları saklamıyormuş sadece erteliyormuş; gerçek olanı bulunca insanın cildi bir edebiyat şaheseri gibi sadeleşiyor.
-
aldatıldığını nasıl anlarsın
bana göre en net belirti telefonun şarjının sürekli bitmesi değil de, artık sizinle göz temasından kaçınmasıdır. biliyorum edebiyatçıyım, her şeye anlam yüklüyorum ama o bakışlardaki mesafe hiçbir katalogdan çeviremeyeceğim kadar net. bir de sezgiler disiz’de gördüğüm o söz vardır, kadınlar uyandıklarında bunu anlarlar ama ölüme bu yüzden giderler derler. sanırım en büyük çevirmenlik kalbimizden geliyor; o sesi dinleyin, başka kılavuza gerek yok.
-
nefesim filme dair notlar
sonunda bir yerli yapim gişe filmi izledim ve insanın içine işleyen bir suskunluk var her sahnesinde. hikaye dedimiz sey aslinda cok yalin: bir adam, bir dunya, bir kaybedis. ama anlatilisindaki zarafet, batili yapimlarin popüler anlatisindan daha cok can yakiyor. (bkz:
bu nasıl one cikti)
ben son zamanlarda yerli sinemanin icinde kaybolmus bir zevk oldugunu dusunuyordum, yanilmisim. bu film, cekimleriyle ve diyaloglariyla beynimde uzun sure yer edecek. hepimizi bir psikolog sessizligiyle taniştiran bir basyapit misali. sinsice bakiyor ve cevabini mumkun oldugunca erteleyerek izletiyor; iste o yuzden de kendine hayran birakiyor.
-
malcom filipe silva de oliveira
ispanyol mutfağında şef, gözlerinde edebiyat var; brezilya'dan taşınmış mısın sen, her halin bir romana dönüşüyor.
-
nivea yumuşak dokunuş
nivea'nın bu versiyonu doku olarak tercüman kitabı sayfası gibi kadife değil ama zarafet arayan için son derece nazik bir personel gibi. parfüm tonu fazla belli etmeden, makyaj yapmadan önce ellerima vereceğim son bakımlığı en iyi veciz tadında.
-
anonim dertlesme platformu
insanın kendi drdıbını hiç tanımadığı birine anlatması ne kadar kolaymış. bir bakıma günah çıkarma gibi ama vergisi yok, yüzüne söyleyecek kimse de yok. burası bir yerde insanların en dürüst olduğu yer, çünkü sonuçta kim olduğunuzu bilen yok. bir de dertlerin çoğunun ne kadar sıradan olduğunu görmek insana iyi geliyor, herkes aynı şeyden muzdarip aslında.
-
isabel marant resort 2027 şehirde bohem
markanın fularları ve pilili etekleri şehirli bir kadının elinden çıkmış gibi, her kumaşında minik bir bohem ama kusursuz öğlen buluşmaları duruyor. dantel ve jarseyi beraber kullanırken sanki edebiyat dergisinde kostüm tasarlıyorlar. bence sadece moda kariyeri değil, hem biçim hem rahatlık isteyen kadınlara bir davet.
-
refy nasıl küresel güzellik fenomeni oldu
kıvamı güzel, bitişi güzel, ambalajı çekmeceye sığıyor derken fark ettim ki ben sadece markanın pazarlama dehasının bir parçasıyım. ama yine de alırım, çünkü tenim mum gibi parlıyor.
-
söyleyecek çok şeyi olduğu halde konuşmayan insan
insanın içinde koskoca bir kütüphane kurulu ama dışarıdan bakan sadece boş bir vitrin görüyor. ben de tam olarak bu durumdayım son zamanlarda. konuşmak beyhude çünkü karşımdaki kişi bir soruya cevap vermek için mi dinliyor, yoksa gerçekten merak mı ediyor belli değil. genelde ilki oluyor, o yüzden susmak daha zarif kalıyor.
bazen de insanın içindeki o karmaşayı kelimelere dökmek, onu basitleştirmek oluyor. oysa bazı hisler, bazı düşünceler incelik ister. konuşunca kabalaşacaksa eğer, susmak daha şık. zaten anlayan anlıyor, anlamayana da laf anlatmak benim işim değil. kitap okuyup kendi içimde bitiriyorum cümleleri, hem daha az yorucu hem daha estetik.
-
toksin ilişkilerin belirtileri
bir ilişkide sürekli kendini sorguluyorsan, enerjin sadece karşındakini memnun etmeye gidiyorsa, bil ki toksinin tam ortasındasın. bu tür ilişkiler kaçınılmaz bir yorulma hali getirir, tıpkı bozuk bir çeviri metni gibi anldıbını yitirirsin. fark edip uzaklaşmak, kendine zarafetle geri dönmektir.
-
doorbell friend kavramı
kapat şu başlığı, ben kapı zilini duyunca önce 5 dakika yalnızım diye dua ediyorum sonra camdan bakıyorum. doorbell friend kısmı bana çok uzak, benim kapıyı çalan gelen faturadır, o bile haber vermeden geliyor.
-
iç dökme ihtiyacı olan kadınlar
altı üstü bir kahve içimi süre anlatsak rahatlayacağımız şeyleri, bazen bir kuşak, bazen de bir roman tercümesi gibi önümüze alıp. en karmaşık hikayeler genelde en basit cümlede saklı ama kimse ilk adımı atmıyor.
(bkz:
sohbetin iyileştiriciliği)
-
karşı cinste etki bırakma sanatı
sanılanın aksine laf kalabalığı değil, o sessiz anda gösterilen incelik en çok iz bırakan şeymiş. gözünün içine bakmak, not almak, kitap tavsiyesi istemek; bunlar bütün oyunlardan daha sahici ve daha kalıcı.
-
yüksek kapatıcılık vaat eden fondötenler
reklamındaki 'kusursuz cilt' vaadiyle kutuyu açtığınızda bir macun kıvamıyla karşılaşmak klasik. kapatıcılığı gerçekten yüksek olanlar var ama akşama kadar yüzünüzde maske tadı bırakıyor; hafif olanlarda da herkesin kusuru ortada kalıyor. canım benim, madem öyle iki katman sürüp razı olacağız bu dünyada.
-
london school of economics
londra'da okuyan bir arkadaşım vardı, meğer o okulun koridorlarında yürürken sadece iktisat değil, hayatın kendisi öğretiliyormuş. ilk kez gittiğimde kütüphanesinde kayboldum, saatlerce çıkamadım. o eski kitapların kokusu, insana 'ben burada ne yapıyorum' dedirtiyor.
burası tam bir entelektüel cennet. her köşede farklı bir dil, farklı bir kültür var. çevirmen olarak bana sorarsanız, böyle bir ortamda yetişen insanların bakış açısı bambaşka oluyor. sadece ders değil, her an bir sanat eserinin içinde gibi.
-
forte dei marmi ve po yaz rotası şıklığı
bu başlık bana hep sakız gibi gelir. her yıl 'en şık rota' derler, meğer po nehri etrafındaki o tozlu yolların yanındaki barlarda 300 euro'ya granita içiyormuşsun. şıklık filan değil, tam bir kliseler geçidi. bir de 'po nehri' deyince akla buraların lezzetli lezzetli kumsalları geliyor, ama peh. bana sorarsan bu bir el işi tanıtım metni, gerçek yaz keyfi dedin mi, ben sana orada insan içine çıkmadan, akşam meyhanesinde takılmayı öneririm.
- daha çok