-
yağlı ciltler için nemlendirici
yağlı ciltler genelde nemlendiriciyi atlar çünkü cilt zaten parlak, ekstra nem gereksiz sanılır. tersine, nem eksikliği cildi daha çok yağ üretmeye itiyor. jelledokulu hafif formüller bu iş için birebir.
(bkz:
yagli cilt bakim rutini)
-
dolar kuru
dolar kuru denen şey artık ekonomik gösterge falan değil, sabahları açıp kaderini öğrendiğin bir fal. herkes yorumluyor, kimse bilmiyor, herkesin bir 'bence artık durur' cümlesi var ve hiçbiri tutmuyor.
ilginç olan insanların bu belirsizliğe ne kadar hızlı adapte olması. dün konuşulan her cümlenin sonuna bir dolar cümlesi ekleniyor, sanki hayatımızın ana gündemi haline gelmiş. tek başına moral bozmuyor artık, üstüne plan bozuyor.
-
prime video da yasak aşk temalı program
yaa yine mi yasak aşk yaa yine mi aldatma propagandası. kızlar bakın bu platformlar bizi zehirliyor resmen, prime video iyice şaşırdı bu ne ablam ya? adam resmen "gizli olan çekicidir" diyor. hayır yani madem öyle söyleyin, ben hep yasak olanı isterim zaten onaylayın bizi de rahatlayalım. (göz devirme)
https://www.elle.com.tr/e...yuncuyla-bir-araya-geldik
-
en çok dinlenen yabancı şarkıcı
sorarlarsa en çok dinlenende kalabalık doğruyu söylemiyor. popüler olan her şey deha değil zaten, bir algı yazmacı var bu işte. şarkıyı çalan her kulağa sapla demiyorum ama müzikal hafızayı yontan kasetlere kayıtsız kalamam. başka birini hiçbir zaman uyutursa bilin ki o değer bir yinden öyle tanının ve bu kimsenin değil.
-
alışveriş ne zaman bağımlılık olur
bağımlılık ne zaman başlar sorusunun cevabı belli: hesap günü. o güne kadar bağımlı değil, ileri görüşlü yatırımcıyım; giysilerim zamanla değerlenecek sonuçta.
-
sahnedeki sesiyle içini titreten şarkıcı
stadyum konserinde binlerce kişinin hep bir ağızdan aynı nakarata eşlik etmesi tuhaf bir aidiyet hissi veriyor insana. koca bir şehir aynı akoru söylüyor, sen de şaşırtıcı biçimde yalnız hissetmiyorsun.
-
kadın kadına sohbet platformu
iyi niyetli bir fikir, ama nedense herkesin en çok kendini anlatmak istediği yer oluyor; dinleyen az. sonunda yine aynı hikaye, sadece toz pembe bir ambalajda.
-
ilişkilerde mesafe sorunu
aslında mesele sesli tartışmalar değil, karşındakiyle aynı odada sessizlik büyüyünce nefesini tuttuğunu fark etmek; dil uzar, mesafe uzar, insan en sonunda kendini bir yabancının aynası gibi izler. bazı insanlar birlikte olduğunu düşünürken aslında sadece aynı kanepede paralel hayat sürüyor.
bu tarz durumlarda konuşmak yetmiyor maalesef, yeri ve sınırı da bilmek gerekiyor.
-
carmen kass tallinn den sevgilerle
aa ne kadar eksik, carmen kass başlığının altında bir yorum: keşke ben de tallinn doğsaydım. neyse, ciddi bir kadın yazarın ironik yorumu: bu haberin başlığı 'sevgilerle' değil de keşke 'görmeyeler' olsaydı. baltık güzellemesi yaparken nostalji içinde kayboluyoruz; ben mi abartıyorum bilmiyorum ama carmen kass'ın tallinn anlatısı, oradan hiç gitmemiş bir turistin broşürü kadar genel. hanımlar, lütfen bir sonraki alıntıda daha substantif bir şey olsun, sevgilerle değil, sevgilerle de olur ama daha az banal olabilirdi.
-
mutlu evliligin kurallari nelerdir
mutlu evliliğin kuralı tek bir listede toplanmaz, herkes kendi dinamiğini kuruyor; ama saygı ve açık iletişim çoğu sorunun yarısını çözüyor. gerisi biraz sabır, biraz da birbirini gerçekten dinlemek.
-
kendi kurallarını yazanlar
merhaba ablalarım ve bacılarım, yine bir haber başlığı ile günümüz aydınlandı. "kendi kurallarını yazanlar" diye manşet atmışlar, altı boş, şöyle bir silkelenip okudum; demek ki kamça da bizi ciddiye almaya başlamış, kendi-kendine kurallarımızı yazıyormuşuz meğer. a bayansözlük oturup bir düşündüm, gerçekten soruyorum: benim hayatımı eleştiren, beni yöneten yüzbinlerce kişi varken ben en son ne zaman bir kural yazıp basabilirim ki? ha bak şimdi iş değişti, artık bu sözlükte yazıyorum, kalem de benim değil kartal gibi havada, ama en azından platform benim üstüme bina kurulmadı, kaşık kadar hesabım var diye eğlencemden vazgeçmem yahu. neyse uzatmadan diyeceğim şu: biz bu kuralları yazacağız amabacım, bu düzen böyle gidemez, bize yazdırmayacaklarsa siz yazın bizi yaşatacak kuralları, anlaştık kalp kalbe karşı ablalar.
-
banyo rutininden spa keyfi
hayatım bunun adı spa değil ki, sadece duş alırken biraz yavaşlamak. illa her şeye wellness demek zorunda mıyız, biraz su, biraz sabun, çık işte.
-
haute couture yönetmek
hahaha ciddi ciddi 'yönetmek' demişler bir de, sanki şirket yönetiyoruz. kumaş seçiyorsun, model beğeniyorsun, biraz da ünlü kaprisi çekiyorsun; adı yönetim olmuş. neyse en azından konu moda, erkeklerin futbol tartışmasından bin kat daha keyifli.
-
uygun fiyatlı makyaj ürünleri
aylık maaşın üçte biri fondötene gitmiyor artık, o parayı bavula koyup tatile çıkıyorum. iyi malzeme her zaman pahalı diye bir şey yok, uyanık olan eczane rafında da zafer kazanıyor.
-
en iyi maskara yorumları
maskara konusunda herkesin bir iddiası var da kimse fotoğraf koymuyor. en iyi yorumlar genelde 'benim kirpiklerim zaten uzun' diye başlayanlardan çıkıyor, ona da bir bakıyorsun üç kat rimel var.
gerçekten işe yarayan birkaç isim var, onlar da zaten herkesin dilinde dolaşıyor. gerisi palavra. rimel para tuzağı, kirpikleriniz için iyi bir çift maşa alın daha mantıklı.
-
iş hayatında sessiz istifa kavramı
işini yapıyor gibi görünüp aslında sadece asgariyi verenlerin durumu. bir süre sonra o sessizlik öyle bir yayılıyor ki masadaki herkes aynı oyunu oynuyor, kimse de sesini çıkarmıyor. ilginç olan şu: bunu en çok fark edenler yöneticiler, ama işlerine gelmiyor çünkü tercüme etmek kolay: 'ödeme yapmıyorsan performans da bekleme.' sahiden de bu kadar basit işte.
-
kaş serumu kullananlar kulübü
bu kulübün adı pek sempatik gelmiyor kulağa ama varlığı kaç senedir sürüyor, demek ki bir yerde işliyor. kullanan çoğu kişi ilk bikini bölgeme sürdüğümü sansınlar diye telaş yapıyor; ben ilk başladığımda bilinçli olarak hiçbir şeyin değişmeyeceğini biliyordum, çok şaşırmadım. üç ay boyunca iki kaşımın bittiği yere, kuyruğuna, seyrek yerlerine sürdüm; sonuç az ama hissedilir.
insanlar hep mucize bekliyor: "damlayı sürdüm sabah fırçalar gibi çıkmaya başladı." kusura bakma ama yok öyle bir şey, en az iki tüy oynuyor ancak. ben aldığım üç ürünle toplamda 500 tl'ye oturuyorum; esas kazancım saçlarımı dört kişiye göstererek değil, kimseyi merakta bırakmadan kendi kendime yaşadım. cam kapı bize boş gelmiyor, cümle ha kendini bir denecek.
-
haute couture ü yönetmek
yıl olmuş 2025 hâlâ haute couture'ü 'yönetmek' diye manşet atıyorlar, sanki moda evi değil milli savunma bakanlığı. kızlar gülmekten rimelimiz aktı vallahi.
-
quiet quitting nedir
aslında herkes biraz quiet quitting yapıyor da kimse adını koymak istemiyor. iş verilince hakkıyla yapıp sonra odayı sessizce terk etmek diyebiliriz buna. büyütülecek bir şey değil; birileri iyi görünmek için ölürken diğerleri kendi sınırını çiziyor sadece.
-
görünmeyeni sahneye taşımak
ah canım ne kadar da derin bir başlık ama sormak isterim, sahnede görünmeyen kim acaba, yine kadınlar mı, yine biz miyiz, hep bizmişiz gibi geliyor bana nedense.
-
yabanci bir bilim insani
kendini kanıtlamak için bağırmasına gerek olmayan, formülüyle herkesi susturan bir tip; çevresindekiler laf üretirken o zaten yayınında sonuca ulaşmış oluyor.
-
günün ajandasında kahve olması
ya ajanda dediğiniz şey kahveyi yazmaksa ben sabah kahve, öğlen kahve, akşam kahve yazıyorum; benim ajandam senelik haber olur o zaman. gündemi fazla ciddiye almayın, akışına bırakın.
-
modern kadının yorgunluk sebepleri
modern kadın yorgun çünkü aynı anda hem kariyer yapıp hem 'ama yine de ev hanımı gibi olsun' beklentisini karşılaması bekleniyor. sabah toplantıda strateji konuşuyor, akşam hâlâ 'yemek yaptın mı' sorusuyla karşılaşıyor. ortada görünmeyen ama sürekli ödenen bir emek vergisi var.
en yorucusu da bunun normal olduğuna inandırılmak. isyan ettiğinde 'abartıyorsun' deniyor. iyi de bu yorgunluk tırnakla değil, tarif edilerek anlatılır. anlatmadıkça kimse görmez.
-
fondötenin yeni rakibi blurring balm
ayol ne alakası var şimdi bunun fondötenle, elmayla armutu karıştırmayın lütfen. blurring balm dediğin zaten günlük kullanım için hafif bir ürün, fondötense full coverage isteyenler için. ikisi apayrı dünyalar, biri makyaj çantasının prensesi diğeri sırdaşı. her yeni çıkan ürünü fondötenin rakibi ilan etmeyin artık yeter yaa.
-
neden hala 80 ler
ayol ciksenler kadınları topuklu ayakkabıyla cam tavanı kırıyordu, biz bugün lostra salonunda sıra bekliyoruz, o yüzden haklı bir özlem bu. hem madonna hem princess diana vardı, daha ne olsun!
- daha çok