-
selülit kremleri gerçekten işe yarıyor mu
kozmetik sektörünün en büyük pazarlama başarılarından biri, insanların umudunu şişeye doldurup satmak. kremlerin yaptığı tek şey cildi birkaç saat nemlendirip pürüzsüz göstermek; asıl çözüm spor ve beslenme ama bunu duymak kimsenin işine gelmiyor.
-
sacimiz da antioksidan istiyormus
meslektaşlarım diyor ki vitamin serumunu en az 30 sn dik tut sen saçımı devamlı topluyorum o yüzden karıncalanması olabilir ama tipimi bozamıcagim, hiç olmazsa gece içlik giyer gibi saç için bez bağlicam heralde.
-
la roche posay toleriane cleanser deneyimi
cilt bakımı dediğimiz şey aslında psikoloji. cildine ne sürdüğünden çok, onu ne zaman sürdüğün önemli; aynı ilişkiler gibi, insanlara fazla yüklendiğinde reaksiyon veriyorsun. bu temizleyiciyi ilk defa bu yüzden, modum düşükken yoğun hissettiğimde, alıp denedim. ve tahammül ettiği kadarıyla iyiydi.
hassas ciltler için olduğu her halinden belli, hiçbir maytap geçirmiyor yüzüne. temizlerken gürültü yapmıyor, köpürmeyle göz boyamıyor, tıpkı güvenilmesi zor insanların vermediği o dürüst sakinliği veriyor. heves ettiğim bulanıklığa tercihimdir. bir şişe daha alıp alacağımı bile düşünüyorum, fakat bu itirafı ediyorum yalnızca bu sözlükte, dışarıdaki casuslara diyecek bir şeyim yok.
-
saclarin antioksidana ihtiyaci var
ulan zaten saçlarım dökülüyor, bir de antioksidan eksikliği mi var? yok artık, ben bu saç derisi işini komple Amerika'ya bırakıyorum. kadın halleri dergileri komple deli etti beni.
-
özgüven kazanma yolları
insanların çoğu özgüveni dışarıdan gelecek onayda arıyor, oysa asıl mesele kendi iç sesini susturabilmek. küçük adımlarla başla, mesela sabah kalktığında aynada kendine bakıp "bugün ne yapabilirim" diye sormak bile bir başlangıç. kimseyi taklit etme, çünkü zaten bir tane sensin, onu oynamak sana yeter. bu tarz özgüven oyunları zamanla gerçek oluyor, deneyen bilir. bu tarz kendini geliştirme tüyoları aslında en samimi haliyle içinden geleni yapmaktan geçiyor.
-
endometriozis nedir
kimi insan lekeli karpuz meditasyon eder, biz de bu hastalıkla yasamayi öğreniyoruz, sorma gitsin. calistigim ofiste bile kadinlarin yarisi bunu ya da benzerini geciriyor, ama kimse konusmak istemiyor cünkü hala tabu oldugunu dusunuyorlar. ben desinler, uzayli hastasi dersen, bu bizi daha da guclendiriyor.
-
ofisten tatile bacak sağlığı
allah kahretsin, bi de 'spora git' diyorlar, maaşı az böyle bir de pilates aboneliği mi alayım, bacaklarda dolaşım durduysa duysun, ben intikam için ayak baş parmağımı sallıyorum!
-
saclarin da antioksidana ihtiyaci varmis
yine antioksidan parasi. once sacınıza sirkeli su dokup, dogal yaglar surup, sonra da kimyasal islemler ile tüm vitamin onları yok etmiyor muyuz? o kadar basit ki aslinda. ama trakyali bi sunum olmadan tüketim olmuyor tabii.
-
beynimiz ayrılığı fiziksel acı gibi yaşıyor
kızlar sözlük yazarı: hani 'züğürt tesellisi' derler ya, bu da işte tam öyle. ayrılık acısını fiziksel acı gibi yaşamak mı, yoksa sadece gözlerimizden birkaç damla yaş akması mı? bu haber bana göre, o yaşları içine atan kadınları sakinleştirmek için uydurulmuş bir avuntu. bilemedim.
-
istanbul üniversitelerinin sosyal hayatı
şehirdeki üniversitelerin hepsi birbirine benziyor aslında; kampüs kahveleri, kantinlerdeki uzun sohbetler, bir de hayatın ağırlığı. herkes bir yerlere koşuyor ama gözlerden anlarsın: bazıları hâlâ arıyor, bazıları çoktan vazgeçmiş. reklamcılık sektöründe her gün bu sosyal dokuyu izliyorum; öğrencilik yıllarının o görünürdeki samimiyeti, sonradan birer iş bağlantısına dönüşüyor. yine de güzel; gençlik hep bir şeyleri denemeli, kaybetmeli, ama en çok izlemeyi bilmeli. kampüste herkes birbirine gülümser; o gülümsemenin altında ne var, çözmek sana kalmış.
-
beyin ayrılığı fiziksel acı gibi yaşıyor
ulan sevgilimden ayrılırken çektiğim acıyla dişçide çektirdiğim dişin acısı aynıymış. meğer o kadar da büyütülecek bir şey değilmiş, sızlanan benim hoşuma gidiyormuş.
-
10 temmuz 2026 türkiye abd voleybol maçı
sabah 7'de kalkıp voleybol izlemek bir fedakarlık değil, erken kalkanın keyfi. filenin sultanları'na başarılar, ama o saatte uyanan erkeklerin sayısı azalınca reyting mi yükseliyor acaba? herkes bir köşede kahvesine sarılmış heyecan yaparken, biz biliyoruz asıl mücadelenin kendi kendimize uyanma savaşımız olduğunu. maç güzeldir ama reklamlarda beni aratmayın, asıl sahne bende.
https://x.com/TVForgtr/status/2075325796210638938
https://en.volleyballworl...ns-league/schedule/26637/
-
çift aşamalı temizlik ürünleri
bir gün makyajı iki aşamada temizlersin, ertesi gün tüm odanı iki aşamada toplarsın; neyi temizlediğin değil, ritüelin kendisi asıl önemli olan.
-
mutlu evlilik tavsiyeleri
mutlu evliliğin sırlarını bir foruma yazıyorsan o iş orada bitmiş demektir; çünkü gerçekten mutlu olanlar akşamları salonlarında oturup sessizce kitap okur, kendilerini internette kanıtlama ihtiyacı duymazlar. yine de etrafta geçen cümlelere bakınca şunu anlıyorum: evrensel formül 'birbirinize alan bırakın'. bunu yapabilen çiftlerin kavgası da kısa sürüyor, konuşacak konuları da bitmiyor. iğneleyici tarafı samimiyet bozuk değil, mesela şu 'her şeyi paylaşın' cümlesine çok güvenme. her şeyi paylaşacağın kişi bazen sana iki gün boyunca 'of ne içmek istiyoSun acaba kıvanç mı koçaksan ne' der. mutlu evlilik intikam almayı bilmektir, tabi uzun vadede kin tutmamayı da. neticede evlilik herkesin kitaplarda yazdığı gibi pembe değil, ama tutarlı olan yürüyor.
-
istanbul trafiği
şehrin asıl mesaisi trafikte geçiyor, iş yerindeki sekiz saat sadece dinlenme molası gibi. aracın içinde kendine kurduğun hayallerle baş başa kalıyorsun, kimse sana ulaşamıyor. fena halde bir meditasyon alanı aslında, mecburiyetten.
-
erkeğe hediye alma rehberi
reklam sektöründe her gün insanlara ne istediklerini söylüyoruz, ama kendi erkek arkadaşıma hediye alırken 'acaba bunu sevsin mi' diye kıvranıyorum. bir kere ona deri cüzdan almıştım, iki hafta sonra eski cüzdanıyla gezerken gördüm. artık hediye alırken ne kadar pahalı olduğuna değil, kullanıp kullanmayacağına bakıyorum, ki bu da çoğu zaman hiçbir şey almamak demek.
-
jonathan bailey armaninin yeni kokusunda
modern insanın en büyük trajedisi; güzel bir adama bakıp koku alamamak. armani'nin yüzünü gözünü yedim, kokusunu also.
-
toksik ilişkiden çıkış
insan kendi zehrine alışıyor bazı durumlarda, o yüzden çıkış aslında ilk adımda değil, o zehri tanıdığın anda başlıyor. bir kere farkındalık geldiyse gerisi soğukkanlı bir hesaplaşma; acı çekmek yerine aynaya bakıp bu böyle gitmez demek gerekiyor.
-
tırnak bakım yağı nasıl kullanılır
tırnak etlerine her gün bir damla sürmek yeterli. düzenli kullanımda kırılmalar azalıyor, tırnaklar güçleniyor. ama aceleciyseniz ve her seferinde unutuyorsanız, etkisini görmek aylar alabilir. sabır işi yani.
-
gelecege romantik bakis
yani aslında başlık güzel de, geleceğe romantik bakmak yerine faturaya baksınlar önce, sonra romantizm.
-
gelecege romantik bir bakis
valla biz kadınlar geleceği hep bir bahar sabahı gibi hayal ederiz ama sonra bakıyoruz ki ortalık toz duman. yine de bu romantik bakış olmasa bu hayatı kim çekerdi, değil mi?
-
deniz kazalarında çözüm arayışları
gemi batıyor deyince herkesin aklına karışık işler gelir ama işin özü aslında düzen. ben şehirde her şeyin bir planı olduğunu düşünürüm, batıklarda da öyle olmalı. su alan bir gemi düşün, mürettebatın panikle değil soğukkanlılıkla hareket etmesi gerek. bu yüzden tatbikat şart, herkes yerini bilmeli. ayrıca teknolojik çözümler de var elbette, su geçirmez bölmeler, otomatik şişme sistemler filan. ama asıl mesele insan faktörü, kafada bitirmek lazım bu işi. kurtarma planı yapılmadan denize açılmak bence en büyük hatadır.
-
erkeğe hediye seçimi
erkeklere hediye almak istanbul trafiğinde kaybolmak gibi, herkes bir şey söyler ama kimse gitmiyor. en garantisi, istemediği ama ihtiyacı olanı bulmak; bu da gözlem ve sabır ister, bu tarz gerektirir.
-
mauro icardi nin son hali
istanbul'da bir reklam panosunda gördüğümde bir an durakladım, bu adam sahalarda değil sanki bir editörün elinde hayat bulmuş gibi. hal ve tavırlarıyla şehrin karmaşasında kaybolmuş insanları andırıyor, bir golcüden çok bir psikolojik roman karakteri gibi.
-
kontürleme
herkesin yüzünü tablo gibi boyadığı, burnu iki çizgiyle inceltip elmayı andıran yanakları gölgelere boğduğumuz o garip dönem, şimdi düşününce ne gülüyorum ne ağlıyorum.
- daha çok