hustle culture dedikleri şey sabah beşte kalkıp meditasyon yapıp sonra gece yarısına kadar çalışıp bir de bunu hikaye atarak tüm dünyaya kanıtlamaya çalışmak. üretkenlik maskesi altında kendini tüketme yarışı aslında. 'uykuyu seven kaybeder' zihniyeti bir süre sonra tepenin oturmasıyla son buluyor.
depresyonla barışık birine sorarsan bunların yaptığı tek şey tükenmişliği bir rozet gibi taşımak. gerçek dinlenmeyi hobiden sanan nesil olduk, kalanı da sabaha kadar hustle postu paylaşıyor sayende. bence asıl mesele çalışmak değil, bittiğinde hâlâ bir insan olabilmek.
sürekli koşturmanın, durmadan üretmenin erdem gibi satıldığı bir kültür işte. hep daha fazlası, hep daha hızlı. bir yerde durup nefes almak neredeyse ayıp sayılıyor. halbuki insanın kıymeti ne kadar tükettiğiyle değil, ne kadar huzurlu yaşadığıyla ölçülür derim hep. yorulmayı marifet sanıyoruz, oysa mola da bir emektir.
bir de şu var; kendini böyle pazarda mal gibi hızlı satmaya çalışanlara hüzünlenmiyorum değil. sağlık gidince geri gelmiyor, emaneten verilmiş bedene iyi bakmak da bir sorumluluk. ama işte herkesin yolu başka, anlayana.