• bugün (122)
  1. bir filmin sarıp sarmalayan hüznü dediklerinde işte o film bu. anadolu'nun bozkırlarında geçen, mevsimlerin insanların iç dünyasıyla birlikte değiştiği bir hikaye izleme şansı buldum. görüntüler o kadar estetikti ki her karesi ayrı bir tablo gibi işlendi zihnime. yağmurun toprakla buluştuğu anlar, sararıp solan yaprakların rüzgarla dansı, hepsi filmi izlerken ruhuma işledi.

    aslında konusu oldukça basit; bir köye atanan genç bir öğretmenin hikayesi üzerinden kaybettiklerimizi ve özlediğimiz saflığı anlatıyor. ama o kadar içten, o kadar yalın bir dille işlemişler ki seyrederken kendi çocukluğuma döndüğümü hissettim. belki büyük şehirde görkemli setleri olan prodüksiyonlar kadar gösterişli değil ama asıl yüreklerimize dokunan da bu sadelik oldu. sinema salonunun karanlığında içinize işleyen o final sahnesi uzun süre aklımdan çıkmayacak.
  2. yaprakların sararıp kuruması bile aslında bir planın parçası, hüzünlü bulsan da bakarsın her bir dalga yola hazırlanırmış mevsimince. aylık rutinimde sonbahara küçük bir sayfa ayırmak bu hissi tatlı bir hale çeviriyor. bu tarz bakınızlar ufuk veriyor bence. elinize bir ajanda alıp haftalık dayanışma başlıkları ekleyin, sonbahar bittiğinde şaşırırsınız neşeniz azalmaya.
  3. yapraklar dökülünce uzayın derinliği gibi bir sessizlik çöküyor, bulutların yakınlığı bile bir nebze teselli olmuyor. anadolu'nun sonbaharında ayaz varken burada kaybolmak istemem, o hüznü sadece gökyüzüne anlatacak gücü kendimde bulamam.