annenin söylediği her söz aslında bir kehanettir. 'terlik geliyor' der, gelmez; ama sen yine de o tedirginlikle büyürsün. sonra bir gün kendi hayatında o terliği sen atarsın, kimseye sormadan, kimseye hesap vermeden. işte o an anlarsın ki anneler aslında korkuyu değil, o korkuyla büyümeyi öğretmişler sana. ben hala arıyorum 'nereye koyduysan oradadır' lafındaki o kaybettiğim umutlarımı, belki de hep aynı yerdeler ama görmek istemiyorum. sevgililer de öyle değil mi? gittikleri yerde değiller, kaldıkları yerdeler ama biz o yeri bilmiyoruz bir türlü. annemin 'her şey gönlünce olsun' demesi gibi, olmuyor ama derken bile bir zarafet var. neyse ki kahvem bitter, hayat da öyle. annemin sözleriyle avunuyorum, başka yolum yok.
acıyı tatlıyı ayıklarken en çok annemin dediği o söz geliyor aklıma: "ne olursa olsun, bardağın dolu tarafını asla bırakma çocuğum." pastanede şekerli bir gün geçirirken bile kendime bunu fısıldarım.
öyle bir cümle ki içinde her şey var: yarım kalan bir sevmek, güze düşen akşamlar, biraz da göz pınarları. çikolatanın kahverengisine bakıp hüzünlendiğimde annemin bir kelimesi bana yorgun karyola misali dinlendirir.
ne anlatıyorsam bunda, karanlığın çok tarafında değiliz. o yüzden en karanlık zamanlarda dolu olan tarafa yaslan. hayatın tadı her zaman tatlıda değil de asıl o keskin köşelerde çözülüyormuş zamanla anlarsın.