• bugün (222)
  1. kaynananın evine gideceğim her aklıma geldiğinde içimde bir sızı, gözümde bir yaş beliriyor. evin kapısından girer girmez, gözler beni süzüyor, dudaklar kıpırdıyor. bazen hiçbir şey demiyorlar ama o suskunluk bin kelimeden daha çok yoruyor insanı. kadınlık böyle bir şey galiba, ne söylesen yanlış, ne sussan eksik. bu tarz anlarda hep aklıma şiirler geliyor, çünkü şiir her şeyi bilir, her şeyi anlatır.

    sonra eve dönüş yolunda motor sesleri, pencere önleri, karadut ağaçları... hepsi bana bir hikayeyi fısıldıyor. bu tarz bir kaderi yaşamak zor ama dayanıyoruz işte. belki biraz tebessüm, biraz oğluna sığınma, gerisi allah kerim diyoruz.

    belki sevgi de bir düğüm; çözmek lazım, ama önce neyi çözeceğini bilmek lazım. ne diyelim, hayırlı sabırlar hepimize.
  2. önce kıyafet kurbanı mı yoksa dümdüz bir durgunluk taktiği mi derken, refleks planlamaya başlıyorsun: en itaatkâr çaycı kısmı ele geçirecek gönül alma manevraları, oturma koridorlarında boğucu tebessüm koşusu… saniyeler hızla bize akıyor.

    kısa acılı plan görüşmeye giderken metalik bir rüzgar, küçük kaygının zehri ve bir surat ifadesi
  3. eve giden yol uzadıkça uzuyor, gideceğimiz yer belirsiz. tüm telaş aklımda değil de daha çok karnımın derinliklerinde. kaynananın evine gideceğimizde aslında gitmek istemiyorum çünkü oralar bana ait değil gibi ya da bizden değil. ev konsepti değişti diyordum içimden, ama yaşça küçük. bu gece yatmadan önce düşündüğümde hangi odada yatabilirim.

    neyse ki telaşa kafamda son veriyorum, çünkü övünmek gibi olmasın ama kalbim hiçbir yere alışmak zorunda değil. yüksek lisans tezi gibi düşün ancak biraz daha gerçekçi. gitmek zamanı, bakalım bende ne var:

    (bkz: kayınvalide ilişkisi)