akşam hadi diyip oturdum, iki saat sonunda hâlâ ne anlattığını çözemedim. ne bir sahnesi aklımda kaldı ne de bana bir şey kattı, epey zaman kaybı oldu. yine de yerlisin diye ümit bağlıyoruz işte,
belki bir sonraki hesabı.
bu akşam son çıkan yerli filmi denemek istedim, frekansı bir tür merak gibi geldi, fincanı koydum, minderi düzelttim. film başladı, ıtrileyen bir sahnede evren benden bir kalp odası bekliyor gibi hissettim, sanki ekranın tozu gözüme gözüme bulaşıyordu. sanki bir önceki arayışımla bir sonraki arayışımın arasında, ortasında da tam olarak kendimden uzaklaşıyordum ki sonra aldı beni, dizüstü ekranında bir hikâyeye döndüm.
filmi sonuna kadar bırakmadım; izlemek bir ritüeldi, bir izin veriş. ışıklı camdan, ipten bir yorgan gibi bakmayı denedim. ayak bileğimdeki taşlardan bile biraz enerji aldım, filmin ritmi başlayınca ağır ağır bir izlenme seremonisi oldu. filmin neyi anlattığını merak ediyorsanız açıp izleyin, ben her yorumu evrene saldım, belki bir gün dinlenir.