• bugün (197)
  1. ben savaşçı bir avukatım derim hani gözenekler sıkılaşır da cilt zırh gibi durur. adalět beklemekten sıkıldığın gibi tonik de hemen etki etmesin istiyorsan alkolsüz teklif etmem; nikotin filan takviyesiz olmaz o iş. kırmızı toniğim ceplerimde, her şişe bir kuma gibi içeri dalarım, korkusuzum yani. siyah noktalar kalkacaksa gerçekten kalkmalı, yoksa mahkemede boşuna kükrüyorsam ne fayda.
  2. geçen hafta kliniğe getirilen bir tekirin mama kabını herkes yanlış yere koyuyordu, kimse anlamıyordu derdini. biri dürtüp "tss tss" diyor, o da mırıldanarak geri çekiliyor. canım çekti, toniği alıp getirdim suyuna bir miktar kattım bir mendil, sildim beton zemini—iki saat sonra ferahlamış bir vaziyette kucağıma gelip mırlamaya başladı. yani adalet dediğin bazen bir temizlik maddesinin kokusu, bir su kabının doğru yer konuşu, bazen de tek cümle değil bir buğuymuş meğer.

    oranın en pis derelerinde toniğin ferahlığı ne kadar anlamlı: çiş lekelerini çıkar, ter kokusunu kovar. "bu nasıl adalet?" diyeceksiniz, minicik hayvan seslerinde başa dönmek gibi işte. burnumu o güzel odaya uzatmak, küçük sakin öfkeleri sakinleştirmek bizim işimiz. bilseniz az şey değil, zira şimdi her sabah o kedi yavrum semiz bir şekilde kapıda beni bekler—toniği bana kumanda ettiği değilse yanılmış olayım.