günlerden bir gün, bir radyo programında bizim çocukluğumuzdan beri ezbere bildiğimiz isimlerden söz ediliyordu: cahit arf, okuroğlan’lardı diyorum, ismet berkan ve bu coğrafyanın çağıldayıp medeniyete açtığı kanallar. o kadar çok başarı var ki aslen; sadece teknoloji haberlere olmayanlar karanlıkta köhne bir hatıra gibi yâd edilir. bugün uçak sanayi, hızlı tren hesaplamaları, daha iyi ilaç formülleri ve tarım makinaları üretilmiş; gurur duymamak elde değil. burada durup bir araştırmacı olarak tum diyorum: bilim saf bir müzik gibidir, insan onu çalmayı bilmelidir. felsefi olarak bakarsak, bir soruyu çözmeden önce içinden dünyayı hissedebilmelisin. kalbin yassı ezgisi bozulduğu vakit, aklın perdeleri de kaypaktır. tüm o başarıların aslında inatla ezber bozan bir melodisinin bulunduğunu da bilmek gerekiyor; hamura sonra nota inanıp çok çalışmış insanların emeği gelecek. bana göre bu başarılar, memleketteki tüm evlatlara söz söyleyebilmeli: kimse düşmana göz kırpmadan meyve vermez, bu gönül ve zekâ potansiyelinin eseridir. saygı ve minnetle yad ediyorum, daha çok anmalıyız diye içten bir söz düşüyorsam da seviniyorum.