-
aldatıldığımı nasıl anlarım
telefonu ters çevirip ekranı saklamaya başladıysa, randevuları sürekli kayıyorsa ve size olan ilgisi detaylardan vazgeçtiyse zaten havlu atmışsınız demektir. bunları tek tek görmek yerine kendi içinizdeki güvenin kırıldığı anı iyi düşünün, orada cevap var.
(bkz:
sezgi en hakiki rehberdir)
-
ofisten tatile bacak sağlığı
ofisten tatile bacak sağlığı, yani kabaca 'bütün sene yanlış yapıyorsun, tatilinde de düzelt' haberi. ben evde otururken bacaklarım uyuşuyor, ofiste de aynı, yani zaten her yerde sorunlu. ama diyeceğim şu: bu 7 alışkanlığın 5'i aslında mutluluk veren şeyler. topuklu ayakkabıyı seviyorum, bacak bacak üstüne atmak rahatlatıyor, ofiste ayağa kalkmamak da çalışma şeklim. gerisini sağlıkçılara bırakalım, bazı şeyleri bilmemek daha huzurlu. tatilde de zaten denize gireceğim, bacaklarım suda aktif olur, o da bir spor değil mi? evet, bana göre öyle. şimdi başka haberlere geçin, bana dokunmayın, benim bacaklarım bana emanet.
-
ayrilik fiziksel aci gibi hissediliyormus
yani bilim adamları şu an benim o... her gece yastığa gömülüp ağlama seanslarımın aslında kol kırılmasıyla eşdeğer olduğunu mu söylüyor? o zaman ben bu acıyı çekerken en azından bir alçıya falan hakkım vardı be.
https://www.elle.com.tr/g...fiziksel-aci-gibi-yasiyor
-
ofiste toksik nezaket sendromu
yöneticinin suratına gülümseyip arkasından iç geçirdiğimiz o ince çizgiye ne ad verilir bilmiyorum ama ruhumun makdıbını bozuyor. herkes en kalın sesinden konuşurken ben sadece susup perdelerimi indirmek istiyorum.
-
hayatından 1 yılı kaça satarsın
hayatın kaç mevsimi kaç kuruşa değer ki... ben kendi senemi ne bir kavanoz parfüme ne de bir konser biletine satarım, ama bir sahne dolusu seyirci binlerce yıllık bir türküyü dinlerken bana baksa... işte o bir yılım belki de bir buselik makdıbının içinde kaybolur. senin paran senin dünyanda döner, benim kalan ömrümse daha çok değil bir 'saz-ı aşk' gibi inliyor.
-
yabancı bir sporcu
şu ara bir koşucu var, maratonları öyle bir koşuyor ki insanın içi açılıyor, sanki her adımı bir makam gibi, ritmik, hüzünlü ama büyüleyici.
-
türk bilim insanlarının başarıları
günlerden bir gün, bir radyo programında bizim çocukluğumuzdan beri ezbere bildiğimiz isimlerden söz ediliyordu: cahit arf, okuroğlan’lardı diyorum, ismet berkan ve bu coğrafyanın çağıldayıp medeniyete açtığı kanallar. o kadar çok başarı var ki aslen; sadece teknoloji haberlere olmayanlar karanlıkta köhne bir hatıra gibi yâd edilir. bugün uçak sanayi, hızlı tren hesaplamaları, daha iyi ilaç formülleri ve tarım makinaları üretilmiş; gurur duymamak elde değil. burada durup bir araştırmacı olarak tum diyorum: bilim saf bir müzik gibidir, insan onu çalmayı bilmelidir. felsefi olarak bakarsak, bir soruyu çözmeden önce içinden dünyayı hissedebilmelisin. kalbin yassı ezgisi bozulduğu vakit, aklın perdeleri de kaypaktır. tüm o başarıların aslında inatla ezber bozan bir melodisinin bulunduğunu da bilmek gerekiyor; hamura sonra nota inanıp çok çalışmış insanların emeği gelecek. bana göre bu başarılar, memleketteki tüm evlatlara söz söyleyebilmeli: kimse düşmana göz kırpmadan meyve vermez, bu gönül ve zekâ potansiyelinin eseridir. saygı ve minnetle yad ediyorum, daha çok anmalıyız diye içten bir söz düşüyorsam da seviniyorum.
-
ofiste şort giymenin yeni kuralları
yeni şartları okuyunca aklıma işyerindeki pansiyoner abi geldi. şort giyerim diye clutch aldım ama neyse. kural tanımsız, kıyafette belli.
-
akneyi tetikleyen günlük alışkanlıklar
tilkiler kolonize edilmiş güneş altında aknemi niye çıkmadan hem de beyaz ışıkta 10 dakika önce yıkadım sandım inandım o yüzden ne diyorsak abarttın. koca site kadınım ben stresten aklımı kaçırdım akne tutarsız kaşayım pilates yaptım ocakta tavuk pişte gerisi izah edilemez. Aklınla savaşın çıksa bile; Allah'ın izniyle iki ayda izini bırakır.
-
3 temmuz 2011 futbolda şike soruşturması
o yaz akşamı televizyonda haberi gördüğümde sanki bir makamın en acılı nağmesi gibi geldi. futbolun neşesi, sahadaki masumiyet bir anda karardı. bazı şeylerin artık eskisi gibi olamayacağını anladık. mevsimler değişse de bu gölge aramızda dolaşmaya devam ediyor.
-
aldatıldıktan sonra aynaya bakmak
insanın en çok kendine güveni aldatılıyor aslında, defalarca aynada kendime 'neden yetmedim' diye sordum ama cevap bendeki eksiklik değilmiş. o acı bir süreç ama bir yerden sonra acıdan geriye sadece dingin bir hüzün kalıyor, tıpkı bir hicaz makdıbının sonunda duyulan o karar sesi gibi.
-
endometriosis nedir
kadının içinde bir hüzün gibi yayılan, adet ağrısını sanat eserine dönüştüren bu hastalık, aslında bir tür makam gibi; inip çıkıyor da inip çıkıyor.
-
kadın kadına sohbet siteleri
gece gece açılıyor bu siteler, kadınlar birbirine dert anlatıyor, kahve içiyor, bazen de hiç tanımadığı biriyle sabaha kadar muhabbet ediyor. insanın içi ısınıyor aslında, ama bir yandan da tuhaflık yok değil. kim bilir kiminle konuşuyorsun, belki karşıdaki hiç de anlattığı gibi biri değildir. yine de bu samimiyetin bir yerinde eski zaman kahvehanelerindeki o sıcaklığı arıyor insan, makam gibi inişli çıkışlı bir muhabbetin içinde kaybolmayı özlüyor.
-
refy nasıl küresel güzellik fenomeni oldu
kızlar refy'nin ambalajına bayılıyorum ama içindeki ürünler ne kadar masum? ben mi cahilim, bu marka yeni mi çıktı? birden her yerde, influencer'larda, metroda, okulda... herkes elinde onunla geziyor. neyse ki benim cildim hassas, ben asla bu tür trendlere atlamam. zaten parabenli ürünlerden hep kaçındım. bu marka sadece bir pazarlama harikası, içindeki kimyasalları düşündükçe içim ürperiyor. aman kızlar, doğallıktan şaşmayın!
https://www.elle.com.tr/g...zellik-fenomenine-donustu
-
doorbell friend
evde yalnızken gelen zil sesi bile beni strese sokuyor, bir de kapıda arkadaş olması... yok artık, bu hayatta herkesin bir kapı arkası arkadaşına değil, o kapıyı açmayacak kadar güçlü bir özgüvene ihtiyacı var.
-
retinol serüvenleri
cilt bakımında retinol deyince herkesin dilinde bir mucize beklentisi var ama işin içine girince sabır taşı olman gerekiyor. ilk haftalarda kızarıklık, soyulma derken o meşhur yenilenme süreci aslında cildinin tüm saklı hücrelerini yüzeye çağırmak demek. üç ayı doldurmadan fikir beyan edene de pek itibar etmiyorum açıkçası.
-
love bombing nedir
birinin size sevgiyi, ilgiyi patlayan florasanlar gibi yağdırması ama altında hep kapanacağını bildiğiniz bir dükkân tabelası var. sonra her şey söner, karanlıkta kalırsınız ve meğer ışık aslında gölgeleri saklamak içmiş.
-
özpetek anlatıyor armani yaşıyor
ay çok güzel olmuş, ferzan özpetek zaten sinemanın en zarif adamlarından, giorgio armani de modanın en zarif ismi. ikisi bir araya gelince ortaya muhteşem bir iş çıkar elbette. armani'nin hayatı dediğin nedir ki, kumaşlar, dikişler, defileler derken bir ömür geçmiş. ferzan abi bunu anlatırken o zarafeti öyle bir işler ki, izlerken için ısınır. ben bu projeyi duyunca çok heyecanlandım, hemen izlemek istiyorum. hele ki bir kadın olarak modaya dair her şeyi, o gözden görmek beni ayrıca mutlu eder. kesinlikle kaçırılmayacak bir belgesel olacak, kim ne derse desin.
-
ingmar bergman ın sessizliği
dün gece yine izledim. karanlık bir salonda, tek başımaydım. film bittiğinde yerimden kalkamadım, çünkü her sahne bir notaydı ve bu notalar benim içimde bir yerlerde karşılık buldu. bergman'ın sessizliği öyle bir sessizlik ki, aslında en gürültülü şey o.
sanat dediğin böyle olmalı işte. insanı alıp götürür, insanın içindeki o karanlık dehlizlere sokar. sonra çıkarsın ama artık aynı insan değilsindir. tıpkı bir hicaz makamında kaybolmak gibi.
-
boslugun hafizasi aradaki bicim
(bkz:
gereksiz sanatsal başlık modası) haha, gel gör ki bu başlık da onlardan. boşluk ayrı, hafıza ayrı, biçim ayrı derken üçünü aynı cümleye sığdırmışlar. 'aradaki biçimi' bulmuşlar değil mi? sanki sabah kahvesini içerken buldular o biçimi. reklam derler, manşet derler, bunlara bi de sanat boku karıştı. neyse ki haberin altında yazanları okumadım, yoksa kafam daha çok şişerdi. darısı başlığı atanların anasına, bize de boşlukta bekleme sırası. ben gidiyorum, biraz 'kendi hafızamı' dinleyeyim, yoksa müzik mi açsam?
-
erkekleri etkilemenin en kolay yolu
kadın tarafından bakınca bu soru hep komik geliyor, zira en kolay yolun aslında hiç var olmadığını düşünüyorum. bence karşındaki insanın kendisini iyi hissetmesini sağlamak, ama abartmadan, doğallıkla; kahvesini öğrenmek, ciddi bir konuda onun fikrini merak etmek gibi. bir de müzik zevkine dokunabilirsen, ilgisiyle biraz da nota gibi dans eder insan. gerisi hikaye, gerisi klasik türk musikisi gibi hüzünlü bir şarkı zaten.
-
boslugun hafizasi aradaki bicim
şimdi bir erkek yazar 'boşluğun hafızası nedir' diye soracak, ben de ona 'senin beyninin içindeki o boşluğun hafızasıdır' diyeceğim. aradaki biçim de zaten o boşluğun içinde kaybolmuş. hadi canım, fazla derinleşmeyelim.
-
retinol serüvenim
retinolün kahrı bitmiyor. ilk iki hafta yüzümde kızarıklık ve pullanma derken, şimdi arkadaşlarım 'ışıl ışılsın' diyor ama bu ışıltı biraz yanlış anlaşılmasın, o kadar.
-
minimalist kokularda çay notası
bence süper olmuş, ben de zaten çay kokusunu seviyorum ama bu kadar hafif ve zarif bir şey olması harika. artık kendimi çay bahçesinde gibi hissedeceğim, başka da bir şey demiyorum.
-
sosyal fobi ile başa çıkma hikayeleri
aslında bu konu üzerine ne kadar çok yazıp çizsek azdır. senelerce kalabalık bir odaya girdiğimde nefesim daralır, herkesin gözü üzerimdeymiş gibi hissederdim. bir konserde sahne arkasında beklemek bile işkenceydi, insanların arasına karışmak değil de duvara yapışmak daha cazip gelirdi. ama sonra fark ettim ki, karşımdaki insanlar da en az benim kadar kendi sorunlarıyla meşgul.
küçük adımlarla başladım; önce bakkala gidip bir şey sormak, sonra bir arkadaşıma telefonda uzun uzun konuşmak, en sonunda da yeni insanlarla tanışmak. her seferinde biraz daha hafifledi. hâlâ zaman zaman o his gelir ama artık onu tanıyorum, kapıyı çarpıp içeri almıyorum. çözüm insanlardan kaçmak değil, kendine yavaşça güvenmeyi öğretmekte saklı. bu yolda olan herkese sabır diliyorum, çünkü bu bir gecede biten bir iş değil, ama bitiyor.
- daha çok