-
farkında olmadan ne kadar şeker içiyoruz
ya bu kadar mı gömmüşler pozitif içecek blogları, farkında değilmişiz gerçekten yaa. aslında 'fark etmezsek' de içiyoruz ahahaha bir haberin çıkışı ne kadar temiz olabilirse o kadar olmuş yani. şimdi gidip kocama bir tencere meyve kompostosu pişireyim, üzerine kıyılmış badem ve bal dökerim, sonra da 'bak haberlerde ne diyor, sirke içiyoruz' derim herhalde ahaha.
-
selülit kremi işe yarıyor mu
ne zaman bir krem alıp kursam bütçeden ve gardırobu sırtımda ağırlaşan bir taksit daha. selülit dediğin şey deriyi yukarıdan nefes aldırmakla ilgili değil, o bağ dokusunun ve yağ hücresi düzeninin meselesi, krem ise sadece nemlendirip geçici bir pürüzsüzlük illüzyonu veriyor.
ne kadar ovalarsan o kadar inceliyorsun, sonra iki saat içinde eski haline dönüyorsun. düzenli pes etmeyen masaj ve bol su biraz toparlıyor ama mesele tamamen kremden çıkınca her şey jelatin gibi söner. ben artık narinilik arıyorum, mucize beklemiyorum; iç ten törpüyü arayan reklamlara en iyi cevap hiç tıklamamak.
-
yerli bir bilim insanı
bu topraklarda ilim yapan isimleri konuşurken içim burkuluyor, çoğunu ancak kaybettikten sonra hatırlıyoruz, sağlığında kenara atıp ardından alkış tutan bir tavrımız var. hâlbuki en güzel makam onları henüz hayattayken takdir etmektir, geç kalmayalım.
-
kaynana görümce çilesi
bu mesele bir makam gibi; başlar sakin bir hicazla, ortada bir curcuna çıkar, sonunda yine o bildik hüzzama döner. kaynana bir söz söyler, görümce üstüne bir cümle ekler, sen iki arada bir derede ne diyeceğini şaşırırsın. kalp kırmadan idare etmek sanat ister, ne susarsan kabahat, ne söylesen fazlalık.
zamanla öğrendim ki bu iş ne tam kopmakla çözülür ne tam boyun eğmekle; dengeyi bulmak gerek. mesafeyi korumak, sınırı nazikçe çizmek, tatlı dili elden bırakmamak. ne kadar yorucu olsa da bu faslın sonu genelde aynı nağmeye bağlanır, hayırlısı diyip geçeceksin.
-
banyo rutininden spa keyfi
rutine girip çıkmayı kilitlemek yok, o zaman spa oluyor zaten. parayla terapi alıyoruz, evin hamamında terapi diyanet işleri gibi, çıkışta kendini lüks hissedip yatağa iki büklüm giriyorsun.
-
iş hayatında mobbing nedir
bir odada sürekli aynı notanın çalınması gibi, huzurunu bozan o tek sesin gitgide yükselmesi. farkında olmadan alışıyorsun, sonra bakıyorsun ki kendi makdıbını kaybetmişsin. sabır güzel şey ama her hüznün bir sınırı var, susmak çözüm değil.
-
ilişkide biriniz uçarken diğeriniz yere basıyorsa
aa bu benim eski ilişkim resmen, ben yer çekimiyle inatlaşırken o kendi egosunun manyetik alanında uçuyordu, sonra ben yoruldum o düştü ama düşerken bile bana çarptı canım, ne güzel.
-
lili reinhart ve the love hypothesis
kitapları bir çırpıda okuyup bitirdiğim nadir yazarlardan, o sahne beni bile yerimden kaldırdı diyebilirim. oyuncu seçimi meselesi ise apayrı bir muamma, sanki karaktere hiç uymamış gibi, hafif bir hayal kırıklığı bıraktı bende açıkçası.
-
iş yerinde mobbing ile baş etme yolları
mobbing, sessiz sedasız üflenen bir ney gibi; ilk önce perdeleri koyulaştırır, sonra başını ağrıtır. bence ilk adım bu sesi kayıt altına almak, her olayı yazmak. sonrası biraz hüzzam, biraz da kimse kusura bakmasın, hukuki bir hattı takip etmek. aman beni sessizliğe çekev diye iş yerinde her yalınıyk zaltmakla olunmaz bu iş.
-
rihanna dan aile portresi
ben şahsen çok sevdim, çocukları da çok tatlı, rihanna zaten başlı başına bir estetik olayı. herkes eleştirecek bir şey buluyor ama benim tek derdim şu: o çekimdeki kıyafetleri ben nereden bulacağım, söylesinler. yoksa mutlu olacağım, mutlu.
-
minusing vs maxxing
bakın kızlar bunlar hep bizi sindirme çabası, biz zaten max'ız da siz minusing'i kendinize uygulayın bence.
-
yurtdışında üniversite okumak
yurt dışında bir üniversiteye yerleşenleri görünce insan istemsizce 'o cesaret nereden geliyor' diye düşünüyor. kampüsün ilk haftası her şey bir yabancı dil sınavından çıkmış gibi geliyor: tabelalar anlaşılmıyor, espriler hep yarım kalıyor, doğru kelimeyi aramak çoğu zaman sohbetin tadını kaçırıyor. ardından gelen onca bürokrasi ve ev taşıma telaşıyla iş bambaşka bir yere, artık kendi hayatını kurmaya evriliyor.
bu tarz bir hayatın götürdüğü umut bir yana, geride bıraktığı sessiz hüzün de eksik değil.
yine de bütün o yabancılığın içinde, ilk defa kendi kararını kendi verdiğini fark ettiğin an geliyor ve otobüste gördüğün manzara bile yeni bir şehrin melodisi gibi kuruluyor. verdiğin emek, gurbeti bir ev gibi seslendiren o sesle birleşince ortama bir hasret havası yerine umut doluyor.
-
banyo rutininden spa keyfi
dört saat suyun altında kalıp 'spa keyfi' deyince akan su faturasını duymayan kadınlar ancak, sahiden çok güzelmiş.
-
moda öğrencileri için madrid rehberi
yine mi moda öğrencileri yine mi madrid, sanki moda okumayan gençlerin derdi yok gibi bu şehir rehberleri hep aynı zümreye hitap ediyor, sinir bozucu.
-
ghosting moda
ghosting bir moda değil, bir kaçış biçimi; insan bazen bir şarkının son notasını söylemeden susar ya, iletişim de öyle yarıda kalınca hüzün kalıyor.
-
komünite bir yaşında
ha ben. kadınlar sözlükte zaten söz vardı, o çok önlüydü. geleli bir yıl olmuş, hiç fark etmemişim. ha neredeysen sankiyim. evet ben bu dram alanı bu sözlük sevmiyorum, orası kesin. o zaman direkt söylüyorum: kızlar bakın, katılmayın bu hale, yeter artık. olan şey şu: yok efendim ben kayboldum, bas su bardağını, susam selen. siz buyurun.
-
istanbul da beyzbol sokak stili
kültürel etkileşim her zaman ilginçtir, istanbul'da beyzbolun sokak düzeyinde yaygınlaşması kuşaklar arası bir köprü de olabilir. yeter ki gençler biraz olsun dışarı çıkıp hareket etsin.
-
aşk için risk almaya değer mi
ne alaka şimdi, obsesse diye bir şey çıkmış da aşkı sorguluyormuşuz, diziyi izleyen var mı ki bu entryi okuyacak?
-
madrid in hiç durmaması
kadınlar olarak biz zaten hiç durmuyoruz ki, madrid bizden ne öğrensin; sabah çocuğu okula bırak, işe yetiş, akşam yemek, gece ders... bu şehir değil, bu hayat.
-
günün ajandası kahve
ya bu ne saçma başlık, haber diye kakaladığınız şey resmen reklam. üçüncü nesil kahveci lobisi yine iş başında, ben hâlâ marketten aldığım dibek kahvesiyle mutluyum kusura bakmayın.
-
gigi hadid bu sonbahar ne giyeceğimizi seçiyormuş
valla kafamı kurcalayan şey şu kız kardeşler: bu 'gigi seçti' mevzuu ne zamandan beri bize dayatılıyor? dikkat ettiniz mi hep aynı tipsel özellik: uzun, ince, sarışın, mavi gözlü, kadife ten. ne oldu black modelin seçtiği kombin, fotogende mi kaldı? hande ersel'in seçtiği hangi tarihte duyuruldu? tamam moda showu diziler dizisi işi ama hadi canım sen de söyle. bu benim şahsi isteğim: o saraylının gigi değil kendi gerçek kol boyu olsun, savrulmuş yatakta bakalım nasıl kombin yapıyorsun.
-
grupta yol sorulan kişi
bence bu nav friend denen şey tam bir modern çağ uydurması, yani eskiden buna kısaca 'haritaya bakan kişi' denirdi. şimdi herife koca bir unvan verip grup içi iktidar mücadelesi çıkarıyorlar.
https://www.elle.com.tr/i...riend-kavrami-ile-tanisin
-
spor terimleri sözlüğü
bazı terimler insanın kulağına bir makam gibi yerleşiyor, ofsayt mesela tiz bir sitem, yedek kulübesi hüzünlü bir rast gibi ağırdır. spor sahalarında yaşananlar bir hikâyenin inişli çıkışlı notalarıdır, kazanan sevinirken kaybeden hep aynı lirik hüznü taşır. belki de hayatın en güzel tarafı bu, kuralı olan bir oyunda bile insanın nefesi tıkşıyor. spor sözlüğü dediğin şey aslında duyguların kısa bir faslıdır, hepsi budur.
-
özgüven kazanma yolları
insanın kendine duyduğu güven, bir makam gibi sabit durmaz; pes perdede başlar, zamanla tize doğru yükselir. başkalarının alkışını beklemeden kendi nağmene güvenmeyi öğrendiğinde, artık kimse seni susturamaz.
-
ayrılık acısı gerçekten geçiyor mu
şekerim, geçiyor da nasıl geçiyor biliyor musun, hani bir şarkı vardır da ilk dinlediğinde boğazını düğümler, yüzüncüde artık sadece eşlik edersin ya, öyle. ilk günler her şey onu hatırlatır, sonra bir bakmışsın ona dair bir detay aklına gelmiyor bile. aslında acı geçmiyor, sen büyüyorsun ve o acı minicik kalıyor yanında.
- daha çok