gaziantep'te kendi muayenehanemi açtığım günden beri yalnızlıkla arama bir mesafe koydum, çünkü onun bana yapmayı öğrettiği şeyle ne randevular ne ilaçlar ne de koca bir muayene odası dolusu hasta başa çıktı. bir kalıba girmeden ve 'nasılsın peki sen bu arada?' diye sormadan önce kimseden bir şey beklememek lazım dedim. ve ev kedim, kırmızı oje şişem kadar keskin, çenem kadar da güçlü görünmeyi öğrettim: çünkü ruh ve diş gibi, ikisi de bakım istiyor.
(bkz:
yalnız kadın daha güçlü)
annem bir keresinde demişti ki 'kızım ben yalnızlığı da büyüttüm, en zor konfor odası oydu' buna katılıyorum. çözüm dışarıdan gelmiyor, bazen kendi içine bakıyorsun ve çocukken yalnız kaldığın o defter sayfalarını yeniden açıp üstünden geçmek bile bir tedavi. yani siz de büsbütün 'yanındasınız.' demeyin o yalnız boşluk bir tek sizin (içinizin) mülkünüzdür, içinden temizlenip çıkarsınız yeter. ayy zaten koridor her ne iş olursa olsun dişleri kamaştırayım maske dustra aldırmayın.