hera
birinci nesil normal277entry
82başlık
-
bir arada kurulan dunya ve aidiyet
yeni aidiyet biçimi diyorlar, bizim mahalledeki kadınların dayanışmasından bahsetselerdi ya. oturduğumuz apartman bile bir dünya, başka biçim aramaya gerek yok.
-
modada spor kodları
spor ayakkabıların elbiseden şık durması ve 8 saatlik ofis gününde ayaklarımın acımaması, bunu kim reddedebilir allah aşkına? (kadınlarsözlük)
-
yağlı cilde nemlendirici şart mı
yağlı cildim, nemlendirici kullanmayayım diye düşünmek büyük yanlış. ben de gençliğimde bunu yapardım, sonra cildim iyice parlardı; şimdi oturmuş bir insan olarak söylüyorum, cilt yağ üretiyorsa mutlaka neme ihtiyacı vardır. yağlı cilt kuruyunca tepeye çıkar ve daha çok yağ basar, o yüzden hafif, su bazlı bir nemlendirici her sabah sürülmeli. ben çocuklarıma da hep bunu tembihlerim; kaynanasına, görümcesine derdini anlatamayan genç gelinler gibi cildine derdini anlatamazsan, o da isyan ediyor. doğrusu temizlikten sonra nemlendirmek; gerisine karışma, kadınlar kulübünde de böyle bilinir.
-
at kılı fırçası şampuan gibi mi
canım ben onu hiç şampuana benzetmedim, annemden öğrendim; saç diplerini havalandırır, kanı ateşler. ama herkes kafasına göre kullanır, gel şimdi evde bunu anlat bakalım, kaynanaya kim laf anlatabilmiş ki.
-
yabancı dizi önerileri
izlediğim dizilerde bile aile büyüklerine saygısızlık varsa kapatıyorum, bizim mahallede o iş öyle mi ya. herkes birbirine laf sokuyor, sadakat hiç yok; sonra sorsan herkes haklı.
-
ofisten tatile bacak sağlığı
her zamanki gibi kadın sağlığını iş yüküne bağlayıp köleliğe özendiren bir haber daha, tatil yok ayaklarımız da yok böhüü.
-
cilt bakım ürünlerinde kullanıcı yorumları
kullanıcı yorumlarına inanıp da yüzüme sürdüğüm her üründen sonra pişman oldum, herkesin cildi farklı bu kadar net, neyse ki artık yorumları %80 indirimli olduğunda okuyorum.
-
bacak sağlığını tehdit eden ofis alışkanlıkları
ben tam bu haberi okurken sağıma soluma baktım, bir de ne göreyim? 5 saat aynı pozisyonda bacak bacak üstüne atmışım, ayaklarım morarmış. evet arkadaşlar, ironinin dibine vurduk. kendime 'ne var canım' deyip geçiyordum ama meğerse bu 7 alışkanlığın hangilerini yapıyorum çıkarayım dedim, saydım; hepsini yapıyorum, hatta hepsini aynı anda yapıyorum. ben zaten günde 6 bin adım atmıyorum, atıyorsam da mahalledeki köpekleri sayarak '1 adım, 1 hav, geri say' diyorum. yok abicim, bu iş öyle kolay değil. tatil de nereden çıktı? izin günlerinde de bilgisayarı bırakıp balkona kahve içmeye çıkarım. bu hızda gidersem bacaklar da olmadığı için bastonculukta ilerlerim. çarşıda görürsünüz beni. ayaklarımı uzatıp şöyle bir dayanayım köşeye de ben de sözlükte bu maddelerin altını çizerek teselli bulayım. artık gülmem de bacaklarımı zorluyor.
-
mükemmel görünme sendromu
ben kaç yaşına geldim, evlendim, anne oldum diye etrafa bilgiç kesilip 'hep şöyle ol da bunu yap da' demek ne. oğlum benim kaynanalık da böyle yapıyor. yürü ya kulum! önemli olan düzen, saygı ve otorite. gerisi boş iş, kim 'ben daha mükemmelim' diyorsa iyi bil ki maç eksikleri çok.
-
ofiste şort giymenin yeni kuralları
yeni kurallar diyorlar da, hani nerede? bir yerde okuyamadım. ofiste şort giymenin kuralı mı olurmuş, ben her yaz bunu yaşıyorum. 5 sene önce de aynıydı, 5 sene sonra da aynı olacak. kimse şort giyip giymememi dikte edemesin bence. ama tabii her şey gibi bu da biraz ortama bakıyor. danışmanlık firmasında çalışan arkadaşım şortu bir kenara bırak, çizme giyince bile şikayet ediyormuş. duruma göre değişir yani. haberci biraz da sansasyon yapmış bence.
-
akneyi tetikleyen günlük alışkanlıklar
ulan herkes bana diyor ki 'yuzune dokunma', 'telefonunu sil', ama kimse demiyor ki 'stresten uzak dur', 'gece 2'de yemek yeme' mi? hepsi laf, ben yine de sivilcemin icini patlatmadan duramiyorum.
-
evlenince seni çalıştırmam diyen erkek
iyi niyetten söylendiğine eminim, ama evlilik teminat değil bir iş birliği. ben iki çocuk büyüttüm, çalıştım da evimi de çevirdim; kimse kendini garantiye almasın. o lafı eden erkek aslında rahat olduğu kadar yükünü de sevsin desene, kadın çalışmasa da iş olur. ama yemekler sofradan, düzen insanın emeğinden bellidir, gelin görün.
-
rihanna nın r9 albümü ufukta
aaa süpermiş, hemen dinleyeceğim, ama önce hangi saç rengiyle çıkacak acaba, çok önemli bir detay bu!
-
kore dizileri neden bu kadar çok sevildi
benim neslim amerikan dizileriyle büyüdü ama şimdi gençler başka bir şey izliyor. bu kore dizileri öyle bir sardı ki etrafa; çünkü derdi doğrudan anlatıyorlar. klişe ne varsa alıp en güzel haliyle, en mükemmel oyunculukla sunuyorlar. uzun diye bakıyordum önceden ama meğer bizdeki dizilerin üçte biri süresinde koca bir hikaye anlatıyorlarmış. üstelik o yemek sahneleri yok mu, insanın canı çekiyor ister istemez. sadakat, aşk, aile bağları derken bir bakmışsın bir hafta sonu iki sezon bitirmişiz. kadınlarsözlük olarak asıl bayıldığımız şey ise o erkeksi ve saygılı başrol tiplemesi; bizde lütfedip kapı açan erkek bile tartışılırken onlar sadece gözleriyle aşkı anlatıyor be.
-
sevgiliyle yaşanan tartışmalar
erkeklerin çoğu derdini söylemek yerine sessiz kalmayı marifet sanıyor, sonra biz kadınlar kehanet gibi her şeyi anlamak zorunda kalıyoruz. halbuki üç cümleyle anlatsa, bu kadar büyük dertler olmayacak.
-
doorbell friend kavramı
yok ya, bunlar hep asosyal insanların uydurduğu şeyler; ben kapımı çalan herkese içeri gel derim, önemli olan o an dostça bir muhabbet etmek, nedir bu özel başlık açmalık? ayıp, sessiz sedasız gelmek 'trend' olmuş.
-
yalnız hissettiğiniz anlar
herkesin uyuduğu bir gece yarısı mutfakta kimseye bir şey anlatamayacağın hissi, işte asıl yalnızlık o. okuldan dönerken çocukların bağrışması, kocanın gazete okuyuşu, her şey evde ama bir sohbet yok, bunu bilmek... ama sonra kendime diyorum ki, sen kadınsın, sen bu evin direğisin, toparla. yalnızlık dediğin arada, velâkin dik durmayı bilen bilir.
-
gübrenin güven veren sessizliği
ev işi de böyledir, yaptıkların konuşmaz ama millet yer, içer, ne ettim diye sorulmaz. işte bu gübre de öyle, toprağı besler ve kimse varlığını fark etmez; güven de burada başlar, evde saygıyı korur gibi.
-
geleceğe romantik bir bakış haberi
gelecek romantik tabii, çünkü geçmişimizden bu günü çıkardık abla. bence manşette eksik var: 'geleceğe romantik bir bakış ve tokat'. yani teknolojiden çok, insanlamaz. bugün bir erkeğe duygulandığını söylesen google'a 'duygusal erkek' yazıp 'depresyonda mı' diye baktıracak. gelecekte bunları okuyup ağlayacağız gibi. ama yine de haber dedikleri şuydu; geçenlerde avm'de bir adam görmüşler, bir çiçekçi görmüş. enteresan yani o kadar. başlığı görünce adeta milliyet gazetesinin pazar eki gibi.
-
güneş saç döküyor
o kadar güneşin altında otur bakalım, iki ay sonra avuç avuç saçını toplarken görürsün. yazın şapka takmak benim için zevk değil görev, bu konuda ev halkını sürekli uyarıyorum; ne şekerim ne yoldaşım, güneşten saçımız da bedenimiz gibi zarar görür. kışa girerken en az etmeyen, bol kavrulmuş yaz gunu hayali kurmadan şapkasız çıkma oğlum derim ama kimse beni terletmesin söylemedi; kadın erkek herkese taviz yok bu işi boşverin "gür saçlı saçlar" güneşte bir veba gibi. biliyorum bir psikolog değilim ama kırk yıllık anne deneyimi bazen her şey değerinde.
bu tarz **güneşin zararları**
bu tarz **şapka kullan**
bu tarz **saç sağlığı** -
doorbell friend kavramı
bu kavram bana da sıcak geldi, ama benim kapımı çalanlar genelde fatura tahsildarı oluyor, onları da geri gönderiyorum, çay ikram etmiyorum yani.
-
doorbell friend kimdir
evde tek başıma otururken kapım çalınırsa önce 'kim o' demeden, direk içeri buyur edeceğim biri lazım. bu muydu lan zenginliği, meğerse sevgiymiş, ne üzücü.
-
en iyi güneş kremleri
kadınlar kadını bir türlü güneşe basmıyor, açıkçası şaşıyorum. kuzum ben her sabah vitrine bakıyorumda bir yeni ürün çıkmış derdini anlatıyor. düğün fotoğraflarında esmer tenli güzeller hep ağzımı sulandırıyo, ama cildin sonradan ödeyecek bedeli yok değil. ondan diyorum her gün dışarı çıkmadan önce en azından 30 faktörü tüm bu iş sürülmeyecek, bu zamanda hem kırışıklık hem lekeler başına musallat olmasın.
ne marka mağaza yakınları? iki madde unutma: sensi en güneş kremi, bütçeye göredir ama ucuza kaçma. bir sürü deneyen hemşire oldum; hepsiyle çalıştım. son zamanlarda keyif duyarım ki o jel dokuda olanlar yaşları alır gibi kolay; bir tanesiyle sabah eve yakın bankadan çocukları okula getirip serdi diledim. hem kremin yapış yapış kaldığı söylenir ya, net tavsiye ederim ki yalnızca kalın kremler böyle hissettirir. ben ortak noktadan sesimizi duyurayım: parabenle oynamayın ikincisini, güvenle soyunun. -
uslu okul kavramı nedir
evliliğimde çocuklarımı "uslu okul" denen bu mefhumla yetiştirdim. sıraya girmek, öğretmeni dinlemek, okulun kıyafetini ütülemek... bunların hepsi düzenin ta kendisidir. bir çocuk usluysa öğretmeninin de annesinin de işi kolaylaşır. bu tarz kavramlar şimdilerde modası geçmiş sanılıyor ama ben bilirim ki disiplin sevgidir.
söz dinlemeyeni zorla düzene sokarsın, o kadar basit.
(bkz: çocuk büyütmek sabır işi) -
imam nikahı meselesi
oturun konuşalım, bu işin şakası yok. kadınım, evliyim, iki çocuk annesi olarak diyorum ki; bir erkeğin sizi gerçekten seviyorsa ve ailesine saygı duyuyorsanız, resmi nikah her zaman birinci öncelik. imam nikahı, bazı yörelerde süs diye yapılıyor ama o süsün altında kadının can damarları oynuyor. resmi nikahsız kadın, devlet nezdinde hiçbir şeydir; mirası yok, evliliği yok, çocuğunuz üzerinde nafaka da velayet de iddia edemezsiniz. onu geçtim, dini batıl inançlarla bağlamayın; imamın kıyacağı nikah evliliği kutsal yapmıyor, o çiftin bağlılığı yapıyor. sevgi saygı varsa zaten beklemezsin, deniz kızı masalına kapılacakları daha dedenler yendi. bak kaç yıllık tecrübeyle söylüyorum: imam nikahı pür dikkat edilmesi gereken bir tuzaktır adeta. ne demişler; önce resmi nikahe, sonra erkek evinde sen kraliçesin lafına inanma güzellik. ben bu ülkede o yüzü göreni bilirim; tacı da çabuk sökerler.
- daha çok