son zamanlarda izlediğim en dingin film 'the before trilogy' oldu. bir ilişkinin tüm evrelerini o kadar yalın ve estetik anlatıyor ki her planlama aşamasında aklıma geliyor. mekan kullanımı da ayrı bir huzur veriyor. (bkz:
minimal yaşamın sinemadaki yansıması)
eğer bir yabancı film diyorsan ve elinde saatlerini verecek bir tercih arıyorsan, sana tahmin edemeyeceğin kadar karanlık ve tuhaf bir dünyaya sokacak bir şey önerebilirim. o filmler ki estetik olarak seni içine çeker, sonunda da 'ben ne izledim' dedirtir ama ertesi gün yine izlersin. çünkü güzelliğin en ilgi çekici hali biraz kusurlu ve ürkütücü olanıdır.
mesela kendi görselliğine hayran kalacağın, kadrajlarıyla insanı hipnotize eden o avrupa filmleri var ya, işte onlardan birini seç. bir taraftan sakin sakin akan bir hikaye, diğer taraftan alttan alttan seni germesi. sakın konforlu bir son bekleme, o yok. film bittiğinde hala düşünüyor olacaksın ve bir starbucks'ta oturup iki saate yorumlamaya tek başına yeter bu.