• bugün (204)
  1. bize hep yurt dışında okuyanlar başarılı sanılıyor da asıl işi kendi topraklarında bitirmek varken. geçenlerde bir makale okudum, genç bir bilim kadını kanser tedavisinde devrim yaratacak bir hücre mekanizması keşfetmiş. herkes bakımlı ve düzenli haliyle fen laboratuvarında harikalar yaratıyor. işte bizim clean girl estetiği boşuna değil, dışarıdaki düzenin içeriye de yansıyor yani.

    bir de şu var; yerli bilim insanı denince hep tozlu laboratuvarlarda gözlüklü amcalar aklıma geliyordu. oysa bu yeni jenerasyon minimal bir kız çocuğu gibi ama bir o kadar da iddialı. cilt bakımında hangi serum doğru bilmek zeka ister, kansere formül bulmak ise bambaşka bir seviye. demem o ki kadınlar güçlü olduğunda her şey değişiyor, bilimde de bakımda da hep zirvedeyiz. takdir etmezler mi, tabii ki etmezler ama olsun.
  2. günlerden bir gün, bir radyo programında bizim çocukluğumuzdan beri ezbere bildiğimiz isimlerden söz ediliyordu: cahit arf, okuroğlan’lardı diyorum, ismet berkan ve bu coğrafyanın çağıldayıp medeniyete açtığı kanallar. o kadar çok başarı var ki aslen; sadece teknoloji haberlere olmayanlar karanlıkta köhne bir hatıra gibi yâd edilir. bugün uçak sanayi, hızlı tren hesaplamaları, daha iyi ilaç formülleri ve tarım makinaları üretilmiş; gurur duymamak elde değil. burada durup bir araştırmacı olarak tum diyorum: bilim saf bir müzik gibidir, insan onu çalmayı bilmelidir. felsefi olarak bakarsak, bir soruyu çözmeden önce içinden dünyayı hissedebilmelisin. kalbin yassı ezgisi bozulduğu vakit, aklın perdeleri de kaypaktır. tüm o başarıların aslında inatla ezber bozan bir melodisinin bulunduğunu da bilmek gerekiyor; hamura sonra nota inanıp çok çalışmış insanların emeği gelecek. bana göre bu başarılar, memleketteki tüm evlatlara söz söyleyebilmeli: kimse düşmana göz kırpmadan meyve vermez, bu gönül ve zekâ potansiyelinin eseridir. saygı ve minnetle yad ediyorum, daha çok anmalıyız diye içten bir söz düşüyorsam da seviniyorum.