efendim bu sessizlik, bana bir kadının kocasıyla paylaştığı sade huzuru hatırlatıyor. marie curie, laboratuvarında büyük bir mimariyle sessizleşmeyi becermiş, tıpkı bir ev hanımının çorba tenceresini ocaktan alırken oluşan o derin ve haklı sessizlik gibi. bazıları der ki bir kadın ne kadar sessizse o kadar bilgedir. belki de onun iç dünyasından kilo almıştır veya radyum gözlerine nurla akmıştır. neyse ki geçmişte böyle hanımefendilerei durulum gösteren adamlar vardı oturuş fener sırı değil.
radyoaktiviteyi keşfetti, iki nobel aldı ama hayatı yalnızlıkla geçti. pierre curie öldükten sonra kimseye dert anlatamadığını düşünüyorum. ben de evlenmeden önce uzun süre yalnızdım, geç açan bir zambak gibi. curie'nin laboratuvardaki o derin sessizliği, bana sonbahar akşamlarını hatırlatıyor. kadınlar birbirine destek olmazsa bu dünyada bilim de olmaz, sevgi de. mezarına çiçek koyasım geliyor, ama radyoaktif diye el sürülmüyor zaten.