bu soruyu her duyduğumda aklıma ilk önce mutfaktaki radyodan gelen ses gelir, o kadın söylediğinde sanki çaydanlıktan buhar değil de hayatımın her yarım kalmış hesabı tütermiş gibi olur. sezen aksu denince şarkı seçmek isterse kadının anne yüreğini anlatmak ister; benim için 'hişt' olsun veya 'gülümse' ya da genelevine giden kadınlar bir de görünmez, ama başlık belli: en iyi şarkı insanın içine en çok dokunanıdır ve benim gözlerim bahçelere salıncağanmış, akşam olmayanlardan kalkan ağıtlar bir müzik kutusunda saklasa kim üstünde olabilir? neyse, bana göre 'tutuklu' ya da 'küçük bir aşk masalı' demiştim ama kızım ısrarla 'bana öyle bakma' der; onun yaşlarında bir gelinlik almanın altında bir titremedir. şimdi soralım bakalım köylü komşuya herkes kendi hayatının gizli aralığından dinler. dağ insanın insanını o sestir; söz olarak hangi birini sayayım teyzesi dedimin ağzıyla şimdi sıkı durun, 'gülümse' her yaşanan hüznün üstünü bir şeker pancarı karı gibi örter. benim gelinlik giydiğim akşam radyoda oğul sonsuz sözle söylerdi, bütün komşu ağladı. ömrümde yetmiş bin kez dinledim ama hep farklı konuşur. hangisinin iyi olduğunu şartları herkele sorar. hani kayseri dedir: en iyi yemek, annenin pilavıdır. oysa burada kendine göre en iyi: sezen dedin mi, hiç biten aralıkta kalan son hayattır, ne döl verdiyse okur.
(bkz:
sezen aksu her gün dinlenir)