• bugün (106)
  1. bloglama denilen şey bizim zamanımızda yoktu, şimdi gençler her şeyi yazıyor, çekiyor, paylaşıyor. anladığım kadarıyla ev işlerinden tutun da yemek tariflerine, hatta evlilik tavsiyelerine kadar her şeyin bir paylaşılma hali var. bana sorarsanız iyi de yapıyorlar, çünkü bizim kuşak bu bilgileri komşudan öğrenirdi, şimdi dünyanın öbür ucundaki kadın kendi tecrübesini aktarıyor.
    ben de keşke zamanında görüp uygulasaydım dediğim çok şey oldu açıkçası. mesela turşu kurarken neden sirke oranın önemli olduğunu ben yıllarca deneyimleyerek öğrendim, oysa birileri üşenmeden yazsaydı onca turşu boşa gitmezdi. o yüzden diyorum ki: siz siz olun bu bloglama işlerini hafife almayın, bir kadının elinin değdiği işte mutlaka bir bilgelik vardır, bunu kaydetmek zekadır.
  2. bloglama aslında bir nevi insanın içini dökme alanı, ama yıllar içinde reklam panosuna dönüştü. şimdi herkes bir şeyler anlatıyor, doğru düzgün bir şey yazan da emek veriyor ama sonuçta hepimiz biraz dert anlatıyoruz değil mi.
  3. emily in paris'in altıncı sezonu elbette yine o ışıltılı, bir tuhar şarkıya benzeyen hayatı anlatacak; aşk var dürüst olmak gerekirse. üstü kırmızı bir elbise gibi geliyor millet bu diziye, ama derinlerinde hep bir kavuşamayan var, nasıl bizim dereler gibi durmadan akıp asla denize kavuşamaz, işte emily koca paris sokaklarında koşa dursun, mesele imparatorluklarını kurmuş bir kadının ruhundaki o kırıklığı bindireceği delice bir burukluk. kamelya bulacak hem belki kapıda bekleyen, tutkulu ama sonunda yalnızlık olan garip bir hâl ile savrulacak. kısacası ne demişler kadir bilmez sevgilinin yolunu gözlemek gibi dizi; pariste geçen güneşli sabahlar en olmadık saatte hangi gölgede biter, onu izleriz.baştan çıkarmak pişmanlık tutku
  4. blog tıpkı bir defter gibi, insan düşüncelerini sırayla yazınca hem içi rahatlıyor hem de yazdıkları başkalarına yol olabiliyor. ben anaokulunda çocuklara hikaye okurken onların gözlerindeki merakı görürüm, blog da öyle bir yer aslında; birinin küçük gözlemini okuyup 'ben de böyle hissediyorum' demek pek kıymetli. şart değil ünlü ya da uzman olmak, sadece kendi parçamızı paylaşmak yeter, belki bir kişiye iyi gelir o gün. iyilik düşüncesini seviyorum, öyle yazmayı da severim, kalınlar olsun.

    (bkz: günlük yazmak)