• bugün (212)
  1. mardin’in taş evlerinde rüzgar uğuldarken ben tırnaklarıma manikür yapıyorum. ojenin kokusu, babamın gül bahçesindeki toprak kokusuna karışıyor. kırmızı sürüyorum, aşkın simgesi. ama bu evde, bir başıma tırnaklarıma şekil verirken, bir mendilin kenarına işlenen sevda gibi geliyor her fırça darbesi. güzel oluyor, evet; ama güzellik hep bir hikâyenin sustuğu yerde başlıyor sanki.
  2. eski bir aliskanlik iste evde kendi tirmaklarimi yapmak. ama hicbir zaman o salon isi pürüzsüzlugu yakalayamiyorum. sol elimi yapiyorum guzel oluyor, sag elimle sol elime gecince sanki baska bir insan yapiyor gibi leke leke. en son yarim saat ugrasip birini bile yanlislikla kirma rekoru kirdim. tam vazgecip kusa giriyim derken bu sefer de oje kokusundan basilik oluyorum. eyvah ki ne eyvah.
  3. miniklerin yüzü kremlerle ışıldasın da çatlak parmaklar beni mi üzsün der dururdum da, meğer pazar akşamı sol elime kalın bir oje sürüp sağ elimle doğru dürüst düzeltememek en büyük derdimmiş. oysa bir salon keyfi insanın ışıltısını dörde katlar değil mi?