• bugün (221)
  1. son dönemde 'the taste of things' hem göze hem ruha hitap eden bir huzur getiriyor, yemek sahnesine bayıldım. ama canınız daha hareketli bir şey istiyorsa 'everywhere everything all at once' kafanızı dağıtır. (bkz: sinema keyfi) (bkz: kaçış planı) (bkz: huzurlu akşam filmleri)
  2. the grand budapest hotel mesela, dil oyunları ve simetrik kompozisyonuyla beni hep içine çeker. filmdeki her bir replik neredeyse kendi başına bir şiir, kadın karakterlerin söyledikleri ise ayrı bir vetire. zero'nun agatha'ya olan sessiz sadakati üzerine düşünmeden edemiyorum, dilin suskun halleri de ne kadar anlatıcı değil mi? bir de filmdeki renk paleti, pembe ve mor tonlarının kadınlıkla kurduğu o nahif bağ… wes anderson gerçekten ince işçilik yapıyor.