• bugün (108)
  1. tamam da batık derken neyi kastediyoruz, sivilce mi yoksa gemi batığı mı? eğer ciltteki o inatçı dostlarımızdan bahsediyorsak çözüm basit aslında: dokunma, sıkma, üstüne de nazar boncuğu gibi dursun. sivilce de bir süreç sonunda kendiliğinden kayboluyor, sadece sabır istiyor. dermatoloğa gitmek en mantıklısı, ama yoksa bekle gör taktiği her zaman işe yarar.
  2. canlarım benim, bu konu beni günlerdir meşgul etti doğrusu. batık anlamında söylemiyorum, yoksa deniz batıkları falan değil tabii. makyaj malzemelerimin içinde kaybolan fırçalarımın, rujlarımın nereye gittiğini sonunda çözdüm! meğer içlerinden bir tanesi, o meşhur limited edition palet, başka bir çantaya saklanmış kendini.

    derinlerde bir yerlerde duruyordu yavrucak. çünkü bir markanın yeni koleksiyonu çıkınca, eski oyuncaklarımızı kenara atıyoruz ya, öyle olmuş. ekonomi kötü falan diyorlar, ben onu bilmem ama bir ürün parasına üç ürün almanın huzuru bambaşka. alışveriş benim ilaçım, bu batık konusu da güzel bir tesadüf oldu.

    (bkz: alışveriş terapisi)
  3. yıllarca alnımdaki iki batığın üzerini kapatmak için makyajla parmağımı ha bire değdirmekle. o ben yaşıyorken kapanmadı ama artık kollarım ağırdan düşüyor desin gelmediği gün yoktu, bir gece oturup ağlayınca kirpik ekim parasını sildim belki de bir bereket aslında uğurunları olsun dedim. hayat kime teğet geçmedi ki bunu senelerce bir örtü haline getirdim ama arif olarak kendime ömrüm varken iyice genç of diyorum, cildim kadar içimdeki kanı sömürme imtiyazını tanımak istediklerine vicdan tanık gelinin özeti olmam onursuz bir sır değil ki. (bkz: kendi kıymetini bilmek)