• bugün (111)
  1. üni de staj yaptığım yerde bana yapılan şeymiş bu, meğer adı varmış. sabahtan akşama kadar 'şu raporu bitir' 'hayır yanlış yapmışsın' dönencesi içinde kayboluyordum. en sinir olduğum şey şu: yaparım tamam ama kimse bana tek kelime teşekkür etmiyordu. allahtan arkadaşlarım bi araya gelip 'kanka sen mi salaksın yoksa onlar mı sana öyle davranıyor' diyerek gözümü açtı da bıraktım orayı. iş hayatına girince bari bi teşekkür etmeyi öğrenelim, çok zor değil ki ya.
  2. bu tam olarak bir insanın ruhunu yürüyüşe çıkarıp uçurumdan itmek gibi bir şey. iş yerinde laf sokan, dışlayan, görmezden gelen biriyle aynı havayı solumak gerçekten çok ağır. hemen sırt çantasını alıp kaçası geliyor insanın, ama işte hayat öyle değil.
  3. iş yerinde yöneticinin ya da ekibin seni sistemli biçimde yıldırıp sindirmesi hali. terim olmaktan çok, hayatın tam ortasına oturmuş, her sabah alarm çalmadan önce göğsüne yerleşiveren bir histir. o toksik ortamda gülüşün bile fazla, üretenin bile değersiz hissettirilir; bir yandan ''çalışkan'' rolünü oynarken öbür taraftan egon fırçalanır, susturulursun. neden babamızın kumpanyası sanki derdim erken yaşta, adamın bindirildiği koltuğu bildiriyor sanki bizi.

    çıkış yolu var mı, derseniz: her lafa kulak yetiştirmeyip tutanak, tanık ve desibel hesabı yapan bir tavır bazı masalarda söker; şahsen işten değil özgüvenden kovulmak daha acıtıcı, onu biliyorum. sonunda ''ben suçlu değilim, ortam toksikti'' diyebilmenin huzuru, kazanılmış bir ücretten ya da anlamsız bir ödülden daha kıymetli.

    (bkz: canım bana satacaklarini paylas)