• bugün (111)
  1. otuz sekiz yıllık ömrümün yarısını evliliğe verdim, hâlâ aynı konularda kavga ediyoruz. düşünüyorum da sorunların çoğu aslında çözümsüz değil, sadece ikimiz de birbirimizi gerçekten dinlemiyoruz. ben sabah akşam evi çekip çeviriyorum, o ise işten gelip televizyonun karşısına geçiyor. söylediğimde "zaten yoruluyorum" diyor, ben de susuyorum ama içimde bir yerde hep burukluk kalıyor.

    bazen iki insanın arasında bir köprü kuramaması çok acı veriyor ve bu kadar emekten sonra kimse pes etmek istemiyor. ama sessiz kaldıkça meseleler büyüyor, sonra daha çok kırılıyoruz. keşke bazı şeyleri konuşmak yerine bağırıp çağırmadan anlatabilsem. o zaman belki de bütün bu kavgalar, kalbimin derinindeki kırık bir geçmişin ağırlığı olmaktan çıkar. birbirimizi anladığımızı zannettiğimiz o kısacık anlar var ya, en çok onların özlemini çekiyorum; belki de bütün çözüm o anların çoğalmasında. bazen kendime soruyorum bu sabrı nereden buluyorum, annesinin kızı olmaktan herhalde. insan evliliği sürdürmek için hayallerinden de vazgeçebiliyor, ama hiç olmazsa karşılık görmek istiyor.
  2. daha kaç gece aynı cümleyle kapı çalınır kim bilir; ‘çözüm’ daima özürde değil, çoğu zaman karşılıklı susuvermenin içinde saklı. tıpkı kuralları olmayan bir oyun gibi, kimse kazanamyor ama kimse de oyunu sonlandıramıyor.
  3. kavganın çözümsüz kaldığı an, diş hekimine gitmek gibidir; sorunu bilirsin ama sanal muayene ile geçeceğini de bilirsin. iki taraf da kazanamaz aslında, sadece biri sus pus olur ve ardından dişlerimizi sıkarak hayata devam ederiz.