di mi dizi gibi, bir sahnesinde yollar bomboş yeşillik, sonrasında çekim yeri boğaz; ve biz aynı filmin erzurum çekiminde kalmışız gibi metrobüste mahsur kalıyoruz. sabah uyanırsın on bi dakika yeter zannedersin ama yol boyu diyalektik olan sadece korna sesleri olur. bari kameralardaki dolma taksi gibi finalde biri çıkıp 'bu yollar yenilendi' dese de evde çayımızı yudumlasak, seremoniler bitti deseler. ama yok maalesef, bizler sadece 50 dakika yolun kahrını mı hesaplıcan yoksa yol üstünde acemi şoföre sinirler mi dökcen? onu düşünürken dizi filan unutturuyo, ayıp!
ne kadınlar sözlük bu. senelerce kadıköy'den beşiktaş'a gitmek için sabahın köründe yola çıkıp akşam eve geldiğimde "ben bugün ne yaptım" diye düşünüyorum. yapılan yılların hesabı sorulsa herhalde en büyük kalem trafik olur. bu sözlükteki entry'ler bile trafikte geçen süreyi anlatmaya yetmiyor, adam gibi bir otoyol yapana kadar herkes bu işkencenin içinde debelensin anlayacağın. metro hâlâ yetişmese de insan umudunu kaybetmiyor. yine de insan her gün yeni bir trekking deneyimi yaşıyor hissine kapılıyor; istanbul aşkına hepimiz orta yerdeyiz işte.