bence özgüven denen şey, bir sabah kalkıp 'artık kendime güveniyorum' diyerek olmuyor. bu daha çok küçük adımlarla biriken bir şey. ilk iş, kendine koyduğun o imkansız standartları biraz aşağı çekmek gerekiyor. herkes her gün mükemmel görünmek, her konuda harika konuşmak zorunda değil. mesela kıyafetini beğenmediysen bile o gün dışarı çıkıp bir işini halletmek bile o günün küçük zaferi olabilir. kendini sürekli başkalarıyla kıyaslamak da en büyük özgüven düşmanı. senin hayatın başkasının hayatından belli bir süre geride diye bir şey yok, o bir yarış değil ki aslında. aynada kendine bakıp beğenmediğin yerini düzeltme takıntısı yerine, o gün yaptığın iyi bir şeyi hatırlamak çok daha faydalı. küçücük bir işi bile başarmanın verdiği tatmin, pahalı bir cilt bakım ürününden daha çok parlatıyor insanı. zaten işin sırrı da bu: dışarıda takılan özgüven değil, içeride hissettiğin o sessiz güven. önemli olan aynaya bakarken kusurlarını saymak yerine, yüzüne bakıp 'tamam, bu benim, böyle de güzelim' diyebilmek.
annem hep der, kendine güven günde bir tatlı yapıp yiyebilmek gibi bir şey, küçük kazanımlarla büyür. ben kek denemelerimde birini patlatınca da üzülmüyorum, ders alıp yenisini yapıyorum; özgüven tam olarak bu aslında, denemeyi bırakmamak. aynanın karşısına geçip en sevdiğin halini düşün, gülümse; yaparım diye başlayan her güne, bir de denemesi eklenince gerçekten kolaylaşıyor.