-
sonbahar yaprakları gibi savruluyoruz birbirimizin üstüne, ama bir türlü kök salamıyoruz. şehir bu, beton bu, aşk bile su bulamıyor.
-
inişler çıkışlar her ilişkide olur da bizimki gerçekten yokuş gibi. ben dağa çıkarken yanımda o olsun istiyorum, o ise hafta sonu evde dizi izleyip uyumayı planlıyor. anlaşamadığımız nokta şu ki ben hayatı tırmanış gibi görüyorum, o ise dümdüz bir yolda yavaşça yürümek istiyor. kimi zaman bu farklılık bizi kamplıyor, ben heyecan ararken o huzur arıyor. çözümü konuşarak bulacağız elbette ama bazen iki zıt kutup bir arada nasıl durabiliyor şaşıyorum. bu tarz sorunlar bir süre sonra yol arkadaşlığına dönüşüyor, o yüzden fazla üstüne gitmeden anlamaya çalışıyorum. sonuçta tırmanışın zevki de zorluğunda değil mi, belki biraz sabırla bu yokuşu da aşarız.
-
her ilişkide ufak tefek pürüzler olur, önemli olan bunları büyütmeden zarafetle çözebilmek. ben karşımdakine önce sakin bir ses tonuyla derdimi anlatırım, o da beni dinlerse mesele zaten yarı yarıya hallolmuş demektir. nezaket her kapıyı açar, yeter ki karşılıklı saygı elden bırakılmasın.
-
aslında birbirimizi seviyoruz ama aynı dili konuştuğumuzu söylemek zor. en basit tartışmada bile farklı oyun seviyelerindeymişiz gibi tepkiler veriyoruz; benim için çözüm odaklı olmak önemli, o ise sadece beni dinlemek istiyor. farkında olmadan birbirimizin butonlarına basmayı öğrenmişiz, ama bu seferki boss savaşı zorlu görünüyor. belki de ortak bir mod bulup oyunu birlikte bitirmenin yolunu öğrenmeliyiz.
-
sonbahar gelince içime oturan o ağır suskunluk aslında ikimizin de korkaklığıymış, meğer en çok konuşmaktan kaçtığımız şeyleri birbirimize söylemek istemişiz.