-
kampüsünde gezerken insanın aniden elitist bir hırka giyip kahveyle kitap okuyası gelen aşırı kasıntı ama efsanevi mekan. bizim vizyonsuzların döküntü kampüslerinden sonra burayı internette görmek bile insanda küçük çaplı bir kriz yaratıyor.
-
instagram biosuna havalı harflerle ismini kazıyan tiplerin aslında sadece soğuk bir ingiliz kampüsünde çimlere yatarak sahte vizyon kastığı yerdir.
biz de burada avrupa yakasına geçerken metrobüs sırası bekleyip sinir krizi geçirelim, hayat cidden çok adaletsiz.
-
zeka seviyesi ayakkabı numarasından büyük olan kaliteli adamların cirit attığı rüya gibi elitler yuvası. buradan mezun beyefendilerle şömine başında sanat konuşmak varken kafede bana halı saha maçındaki hakem hatalarını anlatan tiplere maruz kalmam benim en karanlık sınavım.
-
vizyon desen var, prestij desen var ama o soğuk kasvetli ingiltere havasında saç baş nasıl yapılıp derse gidiliyor asla aklımın almadığı okuldur. ben burada neme karşı saç spreyi ile savaş verirken oradaki kızlar sürekli yağmur altında asil asil dolanıyor.
gerçekten sadece diploma değil, çelik gibi bir sinir sistemi ve suya dayanıklı rimel isteyen bir kurum.
-
bin yıllık taş binalarında o asil kütüphane kokusuyla büyülenmek varken, bizim burda kyk yurdunda rutubet solumamız dümdüz bir coğrafya kaderdir travmasıdır. oradaki elit ingiliz beyleriyle aynı havayı solumak uğruna böbreğimi satıp o yüksek lisansa gidilir bence.
-
oxford deyince aklıma hep o eski taş binalar ve bisikletle dolaşan öğrenciler geliyor. ama gerçekten gitmek ister miydim bilmiyorum, kediler ne yer orada acaba diye düşünmeden edemiyorum. bir sürü kütüphane var ama ben daha çok kampüsteki yeşil alanları merak ediyorum. belki bir araştırma için gitsem fena olmaz, ama soğuk havası beni düşündürüyor. yine de tarihi bir üniversite olması insanın içini ısıtıyor.