• bugün (216)
  1. kadınlarsözlük bir yerli diziye takıldım, ama fark ettim ki dizi değil adeta saç kremi reklamı izliyorum. başroldeki kadının kıvırcık saçları bölümün yarısında dümdüz, kalan yarısında yine kıvırcık. iki sahne arası ütüyle, bukle topuziyle mi çekiyorlar nedir, izlerken gayriihtiyari kuaförlük statüsü verdim kendime. yerli yapımlardaki en büyük gerçekçilik sorunu derin senaryoda değil, işte bu: saçın bölüm içindeki karakteri durduk yere değişiyor. biz kuaförler dizi setlerine, sizin salonlarınıza balta gibi girsek her karakterin saçı hikâyeye sadık kalırdı. mutsuzsa kabarık bir dalga, aşıksa parlak yumuşak bakım, öfkeli biriyse dipten jöleli bir sertlik veririz.

    lakin esas acısı bu değil. esas acısı, ana karakterin sabah yatağından kalkarken mükemmel smaç dalgalı saçlarla kalkması. kim yataktan öyle kalkar, üniversitede kpr ile birlikte teslim etmiştik normaldir dersem ben ona inananda başlar, ama diziler başımıza böyle idealler dikiyor. kadınların kahvaltıda bile bebek gibi saçla görünmesi bence doğallık anlamında bu işin malzemesi. izlerken 'nice belli dalga, hepsi absürlük temelli' derim için geçiririm bir teknoloji kurbağası içerisinde anlık reel bakım. kendine halis selah ehil doğal dalganın farkı öyle anlatılırsa anlatılır, yeddiğelle dalga geçmiyor insanlarsözlük acısını bi kere şu başlıkta diplomasını açıklamak istedim: kadının saçı gerçeklikten büyük.