• bugün (204)
  1. sabah yüzüme c vitamini sürerken kendimi bilim insanı gibi hissediyorum, sonra serumu kavanozdan çıkaramayınca o his gidiyor. neyse ki bir kere alışınca görüyorsun bazı şeyler iyi olmaya başlıyor, ciltteki solgunluk azalıyor, renk eşitleniyor vs.

    asıl önemli olan nasıl sakladığın. ışıktan korumazsan okside oluyor, rengi dönüyor ve birden dudağının üstünü portakalımsı bir şeyle ovuşturuyorsun. ben üşengeç bir insanım ama c vitamini bana sorumluluk öğretti, hayat bilgisi dersi gibi.
  2. sabah rutinimin değişmez adımı. cildimi gerçekten aydınlattığını ve leke görünümünü azalttığını düşünüyorum. ama şöyle de bir gerçek var: bu serumu sıkmak, bazı ürünlerin ambalajındaki 'cihaz' etiketine bakmaktan daha dürüst. ferahlatıcı etkisi ve dolgunluk hissi bence tam 'skin prep' işi; yazın ve trendy kızların vazgeçilmezi. tabii her sabah sürenler bilir ki o hafif yanma hissi aslında 'çalışıyor' sinyali, ama yine de iyi bir marka seçmek şart. düzenli kullanınca sonuç gerçekten gözle görülür; ancak yarım saattir yüzün kan akımına etiketi uydurmaya çalışmak da ayrı bir jimnastik.
  3. diş hekimi gözüyle söylüyorum: cildi ışıldayanın para harcaması anlamlı, ama öyle herkesin övdüğü su gibi markalara atlamamak lazım; bir de açık tenliyseniz güneş korumayan serumla maceraya girişmeyin.
  4. c vitaminini ilk duyduğumda hocamız bir ağabeyin bahsetmişti. 'C vitamini cildi canlandırır, az da kullansanız o cilde ferahlık verir' dediydi. o zamandan beri, saat beş gibi yüzüme biraz damlatırım. lakin bunu her kullanan iyice bilmeli: Güneş görenden biraz sakınmak lazım, yoksa civciv gibi sararır mı eder? inanın, erenlerin dediği gibi 'Azla çoğa şükretmek gerekir. Onu da doğru tercih edince o ciltte nur gibi görünür.
  5. cildin sabah güneşe uyanır gibi bir şey bu serum. portakal ağacının altında uyansan alacağın tazeliği bir damlaya sıkıştırmışlar. ben botanikçi olarak sentetik şeylerden kaçarım ama içindeki lifler, şifalı bitkilerin esintisi bana doğalı hatırlatıyor. saf c vitamininin o soğuk limon kokusu adeta zihnimi dinlendiriyor.

    kimileri cildini soyar gibi hissediyor, halbuki dikkatli olunca hafif bir su damlası gibi. sabah kahvemden önce üç damla, sonra hafif bir yürüyüş; huzur tam da bu dedirtiyor. yaşlanma izlerini değil, doğanın ritmini koyuyor ortaya. bu tarz bir seruma geç başlamış olabilirim ama neyse ki topraktan gelen hiçbir şey için geç değil. bu tarz doğal dokunuşlarla cilt yeniden can buluyor.
  6. cildim parlıyor resmen ama ne zaman sürsem suratımda yapış yapış bir tabaka oluşuyor, geceleri yastığıma yapışıp kalmamak için dua ediyorum.
  7. sabah sabah yüzüme o parayı verip yanık lastik kokulu portakal suyu sürmeye nasıl ikna oluyorum ben de bilmiyorum ama o ışıltıyı görünce her şeyi unutuyorum. resmen ayna gibi oldum, suratımda sivilce değil kendi yansımam var artık.