• bugün (115)
  1. bir öğretmen olarak her sabah okula yetişme telaşı, akşam eve dönüş çilesi derken istanbul trafiğinin kronik bir sorun olduğunu net görüyoruz. aslında toplu taşıma kapasitesi, yol planlaması, çalışma saatleri derken işin içine bilimsel planlama girmesi şart. ama gelin görün ki herkes arabada tek başına, işin garibi metro hatları birbirini tamamlamıyor. herkes birbirine kızmak yerine çözüme odaklansa keşke.
  2. sabah trafiğine girerken akıl sağlığımı korumaya çalışmak günün en zorlu sınavı, ama arabada kahve molası verince her şey biraz daha katlanılır oluyor. bu çileyi her gün yaşamak aslında bir tür karakter eğitimi; nefsimi terbiye ediyorum.
  3. her sabah aynı kabus, her akşam aynı kader. dünyanın en güzel şehrinde yaşıyoruz ama motora binmeden 'ben oradayım' demek imkansız. köprüye gelene kadar ruhumuz teslim oluyor, sevgili sözlük. doğa yürüyüşlerinde yarım saatte çıktığım tepeyi, trafikte iki saatte geçemiyorum, şehir benden nefret ediyor resmen.
  4. her sabah otobana çıktığımda bir moda haftası provasında gibi hissediyorum ama sonra trafikte iki saat kalınca rujum bile akıyor. metrobüs bir ihtimal değilse planı iptal et.
  5. her gün direksiyonda bir ömür geçiriyoruz, trafiğe kalmadan yuvaya varmak büyük nimet.
  6. aslında bu konuyu karanlık maddeyle açıklamak mümkün olabilir mi diye düşünmeden edemiyorum. çünkü ortada bir kütle var ama kaynağı belli değil, bir enerji var ama işe yaramıyor. boğaz köprüsü'nden geçerken kuantum sıçraması yaşamayı ne çok isterdim, bir anda asya'da bir anda avrupa'da olmak var ya… ama hayır, klasik fizik kuralları işliyor ve herkes aynı anda hareket etmeye çalışınca momentum sıfırlanıyor. evrendeki en büyük gizemlerden biri, boğaz'ın iki yakasını birleştiren o üç saatlik zaman diliminde ne yaptığımız. hepimiz birer foton gibi oradan oraya sekiyoruz aslında.
  7. her gün aynı saatlerde aynı yollarda mahsur kalmak, arabanın içinde zamanın nasıl geçtiğini anlamamak. trafik insanın sabrını sınar, bazen boşverip müzik açıyorum.