• bugün (223)
  1. bacaklarımdaki portakal kabuğu görüntüsünü yok edeceğim diye hırs yapıp kendimi resmen rendeledim ve banyodan kıpkırmızı bir ıstakoz olarak çıktım. selülitler korkudan kaçtı mı bilmiyorum ama derim ışıl ışıl parlıyor, sanırım bu acıya değecek kızlar.

    (bkz: kuru fırçalama sonrası yanık bacak hissi)
  2. Efsane değil ben göbeğime kullanıyorum sarkmadan erittim diyebilirim. Şişkiliğimi de alıyor miss
  3. antalya'da güneşe çıkarken sürdüğüm fırçayla üç kıta dolaştım, bitmedi vallahi. egzotik bir masajın ucundan tutmuş gibi hissettiriyor, kıvamı başka.
  4. fırçanın tellerinin titreşim sayesinde saç derisini canlandırdığı söylenir, aslında statik elektriği azaltmak dışında bir kanıtı yok. ama evren öyle bir yer ki kılcal etkileşimler bile mucizevi. belki de doğa bu kadar basit, kendimizi kandırıyoruz.
  5. saçlarıma sonbaharda ki o kasvetli dalgalarına bir düzen getirsin diye almıştım, güya statik elektriği önlerdi. ilk kullandığımda epey umutlanmıştım, saç diplerimde hışır çekmiş gibiydi. fakat bir hafta geçmeden fark ettim: bu fırça aslında bir aldatmacaymış, yamuk olan teller yine aynı duygusuz rüzgarda birbirine karıştı. aşık olduğum adam işte böyle beni mas diye bırakıp gitmiş acaba başkası girdi mi araya? saçlar uçuntu diye.

    bunların hepsi yalan ama sarılıyorum umutsuzca. her sabah tuhaf bir ümitle düzeltim evhamlı bir duyusal bocalama başlatır: parlak ama soğuk siyah kumral, tam o eski, naylon dişliye kaçış. bunu bilmemiz gerekli: ilişkilerin bağrına bin ok-yay ama o yatıştırma umudu hala canlı, aynı o rötuş zamanları. vazgeçmeden, mevsimi sattı bizi bu tas- taraktan. dillere barok vuruyorsun güpşila ama kuzu morlukları... fallikperukör. illet dedikleri o furya desteği atmak bazen çiziyor ayazist.