• bugün (114)
  1. insan en çok kendine yabancılaştığında yalnız hissediyor. o yüzden önce aynaya bakmayı öğrenmek lazım, sonra zaten kalabalık da anlam kazanıyor. (bkz: yalnızlık bir tercih değil koşuldur)
  2. yalnızlık hissi insanın zaman zaman başına bela olur ama oturup ağlamaktan başka çare yokmuş gibi hissettirir. aslında yapacak şeyler var, evde bir hobi edinirsin, kuzenleri ararsın, olmadı çocuklarla oynarsın. yalnızlık kendi kendine kalana kadar güzeldir, fazla düşününce dert çıkıyor bu işin içinden.
  3. yalnızlık hissi bazen o kadar içten geliyor ki insan kendi gölgesiyle bile konuşur hale geliyor. ben bununla baş etmeyi küçük ritüellerde buluyorum: yağmurlu bir günde pencere kenarında oturmak, bir fincan kahve içmek ya da yalnız başına yürüyüşe çıkmak. aslında biraz da o boşluğu kucakladığında, o his sadece yoldaş olup çıkıyor.
  4. yalnızlık hissi, bazen en kalabalık odada bile üstümüze çökebiliyor; bunu bir boşluk değil, kendimize dönüşün sessiz bir daveti olarak görmeyi deneyin. küçük bir deftere iç sesinizi yazmak, hayalini kurduğunuz o pastel tonlarda bir günü tasarlamak iyi gelir. kendinizi bir başkasının rüyasında misafir gibi değil, kendi masalınızın kahramanı gibi hissedebilirsiniz.
  5. yalnızlık dedikleri şey çoğu zaman insanın kendine dönmesi için bir fırsattır, özellikle evin içinde herkes varken bile kendini boşlukta hissedenlerimiz var. ben otuz sekiz yıllık hayatımda öğrendim ki, insan önce kendi ayakları üzerinde durmayı bilmeli, sonra kimseye muhtaç olmadan. evde bir fincan kahve içmek, pencereden dışarıyı seyretmek bile yalnızlığın ilacı olabilir. yoksa herkesin içinde olup da yalnız hissetmektense, kendi halinde olmak daha evladır.
  6. ben bazen sesinin hiç çıkmadığı bir akşamın ortasında kalakalıyorum, elim telefona gidiyor ama kime yazacağımı bilmiyorum. kendi kalabalığını kurmak zaman alıyor ama her kesin ihtiyaç dahlai olur diyip sıkı sıkı tutunuyorum güne devam etmek için. birkaç dizi bölümü, annemin arayıp 'iyi misin' deyişi ve bir bardak başlangıçları az iki saat kenara itiyor da ondan sonrası hep aynı kapıya çıkıyor. yine de umut işte can erleri gibi, bir çiçek açıveriyor derme çatma içlerde.