özgüven falan bırakmıyor insanın elinde, ben kedimle kamp yaparken buluyorum o hissi; kuralları baştan sen koyunca kimse seni sarsamıyor. bu tarz önerileri uygulayanlar genelde en mutsuz olanlar oluyor, kendinden kaçmak yerine kendinle takılmak lazım.
ben de bir zamanlar özgüvenimi dış kutusuna bakarak arıyordum, sanki bir mağazadan satın alınıp paketle şişede konulabilirmiş gibi. sonra fark ettim: özgüven dediğin şey küçük küçük çabalarla birimkare toplanan bir dokunuş. aptal mı başlıyorsun, önce kendine karşı dürüst bir küçük perde açıp programlıyorsun kendini.
ben mağazada çalışan biriyim ve kendi iç sıkıntımı ve özgüvenimi görünür kılmaya çalışıyorum. bir adımda her toplum değişmiyor, ama herkes aynı dertle biraz işte. hiçbirimiz annemizin karnında özgüven doğurmadık, bu yüzden kendimizi eksik görmeye gerek yok. ayol, sen boya mağazasinda renk seçer gibi kendini seç: kendin gibi dur, bu kadar samimi yeter.
özgüven dışarıdan gelmiyor, küçük başarılarla birikiyor. sabah kalkıp yatağını toplamak bile bir adım sayılır bence. kendinize küçük hedefler koyun, her tamamladığınızda içinizde bir tuğla daha oturuyor.
(bkz:
kendine guven insasi)