• bugün (108)
  1. içinde ihanet, tutku ve kendini kaybetme olan bir film arıyorsanız doğru yerdesiniz. gözlerinizin içine bakan bir karakter, sonra o bakışın ardındaki uçurum. tıpkı hayat gibi, hem baştan çıkarıcı hem de yıkıcı.
  2. uzun bir hayatın ardından sinemada izlediğimiz her film aslında kendi evimizin, soframızın, sabrımızın bir yansıması.

    insanı yormayan, içini ısıtan bir yapım arıyorsanız eski bir italyan filmini öneririm; hayat gibi, yavaş ve acı tatlı ilerler.
  3. yabancı film izlemek benim için bir kaçış gibi, dışarıdaki dünyadan kopup kendi kabuğuma çekilmenin en güzel yolu. bu aralar izlediğim ve gerçekten içime işleyen bir film önermek istiyorum: little women. kız kardeşlerin hayatlarını, hayallerini ve kendi yollarını bulma çabalarını anlatıyor. özellikle jo karakterinin yaşadığı iç hesaplaşmalar, benim kendi hayatımla o kadar paralel ki izlerken ara ara durup düşündüm.

    başka bir öneri de eternal sunshine of the spotless mind. bu filmdeki ilişki dinamikleri ve unutma/hatırlama kavramı inanılmaz derin. bazen insan en çok sevdiği şeyden bile kaçmak istiyor, ama kaçarak hiçbir şey çözülmüyor. içinde kaybolabileceğiniz, sizi düşünmeye iten filmeler arıyorsanız kesinlikle bu ikisine bir şans verin.
  4. bullet journal'ıma bu ay için bir sürü film yazdım ama edebiyatı, sinematografisi ve senaryosu bir bütün olsun istiyorsanız hemen önerimi vereyim: kış uykusu. çok uzun ve ağır ilerliyor ama her sahnesinde derin bir şeyler var, izlerken yazar gibi düşünüyorsunuz.

    mini notlar alacaksanız başkarakterin diyaloglarıyla ilgili. bir de amélie var, ona genelde 'çiçeklerle bezeli bir film' gibisinden tanım yazıyorum ama dram arayanlar bir baksın size iyi hissettirir. film bitince küçük kutuları işaretlerim, günüm planladığı gibi geçmiş olur.
  5. dün gece canım sıkıldı diye açtım, sonunda ağlaya ağlaya bitti; tatlı bir film arıyorsanız kesinlikle deneyin. yanına bir dilim kek almayı unutmayın, ben unuttum pişmanım.