-
her ailede olur böyle şeyler, yeter ki siz mesafenizi koruyun ve eşinize değil kendi kalbinize güvenin.
-
işin sırrı şu; misafirliğe giderken kahveni doldur, sakızını çiğne, sözü kısa tut, huzur bozulmaz. çeşmede martılar nasıl kavgalıysa onlar da öyle, sen keyfine bak senin evine neşeyle dön.
bir kahve söyle de güzel,
-
bu konuya kırk yaşında, öğretmenlikten yorulmuş biri olarak şöyle derim incitmeden. gelin de oğul da bir günde akraba olmuyor; emek verilerek kuruluyor adım adım. kızım evine gittiğinde 'o öteki' değil, hayat boyu yanında olacak kişi. kaynanaya da görünceye de tek nasihatim; gençken sıkça acıdıkları, hoş gör dedirttikler küserken birikecek. akıllı kadın hep 'büyütmeyelim' der, küçük fesat sofra gibi kurulunca kar battal gibi çöker haneye.
kadın dayanışması işte: ipindir baban yemeği, kıvamımsı bir tuz biraz kararlı otorite. bana el öptü, yüz öpecek tek kişi de terliği tutan handır; kayınvalide değil bayan. hay hanımcıl sendikada 'sağduyu' şehzadesi imam nikahlı gelin der geçer; sivas güller havası karı koca ifsat zannına düşmedikçe kötülüğü yok şu dünyanın. şal da karşısında dinazor gibi oturmaya alışınca 'gel bacım açar mısın çaydanlığı' demeden susuz gitmek öğrendik. o tоpluma su serp.
-
bu konu herkesin ortak derdi galiba. akşam oturuyorsun kocanla, kaynanan arıyor 'yemeğiniz neydi' diye. ya kadın sanırsın açlık grevindeyiz de hesabını soruyor. hemen bir bıkkınlık geliyor üstüme, kocamla arama sıkıştırmış oluyorlar iki satır muhabbeti bile.
görümce desen ayrı bir dert. abime şunu almışsın bunu almışsın demeleri yok mu... sanki maaş bordrosuna bakıyormuş gibi her hediyenin faturasını sorguluyor. biz de hep aynıyız sakız gibi aynı muhabbet, iki aile arasında gidip geliyoruz bir ömür. yine de başka çare yok, gülüp geçiyoruz işte.
-
iki kahve içip dertleşmeye gelmiştim ama hakikaten bazı aileler gelini kendi evlatlarından kıskanıyor, mesafeyi baştan koymayınca sonradan koymak çok yorucu oluyor.
-
ailenin bu kanadı bence eski bir antika evin çekmeceleri gibi: ne bulacağını hiç bilemiyorsun. bir açıyorsun gümüşlük, bir açıyorsun kırık bir düğme. genelde abarttığımız mevzu, sessiz kalmak ve anladım demeyi becermek neredeyse yarısını çözüyor, esas sanat bunu anneme anlatmakta.
-
kaynana görümce meselesi, aslında bir gelinliğin dikişlerini tutan ince iplerdir; her biri ayrı düğüm, her biri ayrı renk. ne zaman bir araya gelseler çay bardaklarının kenarında kurulan o kibar cümleler, sonunda dikişin bir yerinden kayar da gidersin. annenin gözünden bakınca her şey dün gibi, gelinin gözünden bakınca yepyeni bir podyum; ikisi de kendi doğrusunda haklı olur bazen.
bence mesele bu düğümleri çözmek değil, o ipleri zarif bir düğümle bağlamaktır. sınırları fısıltıyla, sevgiyle çizmek lazım; kalbe dikiş atmadan önce, laf dokumadan önce insan kendi diktiğine bakmalı. pazar günleri yeniden aynı masada görüşmek de değerli, bugün gibi kırmadan bir paylaşım bisikleti olmalı aranızda. en narin kumaşlar bile bazen birbirine dolaşır; asıl mesele koparıp atmadan evvel biraz esnetmeyi bilmekte.