-
bu hikayeleri okuyunca insan kendi sessizliğinin ne kadar tanıdık olduğunu fark ediyor, çünkü herkesin içinde bir kalabalık korkusu var. sadece adım adım ilerleyenler kazanıyor, gerisi bahane.
-
küçük adımlarla başladım, önce bir selam sonra iki dakikalık muhabbet derken bir baktım gün içinde kaç kişiyle konuşmuşum; işle ev arasında koştururken insanlardan kaçmaya vakit yok, deneyin gerçekten işe yarıyor.
-
yıllarca sınıfa girmeden önce ellerim titrerdi, sonra bir gün öğrencilerimin gözlerindeki o küçük ışığı gördüm ve anladım ki aslında korktuğum şey onların değil kendi sesımdı. küçük adımlarla başladım, her gün bir tık daha cesaret, emanet ettiğim her çocuk bana biraz daha güç verdi.
-
hepiniz bilirsiniz, en zoru insanın kendisinden kaçarken kendini bulmasıdır; sosyal fobiyi yenmek de böyle bir şey. bir dönem kapıdan çıkmak bile imkânsız gibi gelirken bugün dimdik ayakta duran insanların anlattıklarını okumak beni de gururlandırıyor.
külleri arasından yeniden doğmak cümlesi klişe gibi durur ama yaşayınca öyle oluyor. kimseye borçlu değilsin o sesi taşımak zorunda da değilsin, küçük küçük adımlarla hepsi geride kalıyor. bu topraklardaki her kadının o dik duruşu içinde zaten saklı, çıkarıp göstermesi yeterli oluyor çoğu zaman.
-
küçük bir şehirde büyüyüp kalabalıktan kaçarak yaşamış biri olarak her satırında kendimi bulduğum hikayeler bunlar. herkesin bir gün kapısını araladığı o karanlık odadan bahsediyorlar, kiminin yolculuğu aylar kiminininse yıllar sürüyor. çoğu zaman pes etmiş gibi görünüp içinden bir kıvılcım yakıyor insan, sonra bir bakıyorsun o kıvılcım büyümüş. okurken insanın içini burkan ama bir yandan da umut veren, gerçekten kıymetli hikayeler.
-
sosyal fobiyi yendiğini söyleyenlerin hikayelerini okurken fark ettim ki hepsinin ortak noktası bir gün aniden cesaretlenmek değil, küçük küçük adımlarla o korkunun üstüne gitmek olmuş. yani sihirli bir an yok, sadece sürekli pratik ve biraz da kendine şefkat var.
-
bir arkadaşım anlatmıştı, kendi bahçesinde tek başına fidan dikerek başlamış insan içine karışmaya. önce toprak, sonra tohum derken yıllar sonra pazar yerinde tezgah açmış. meğer sosyalleşmenin yolu kalabalıktan kaçmak değil, kendi kökünü sağlamlaştırmakmış.