-
ofisten tatile bacak sağlığını tehdit eden 7 alış... yani şimdi ben bu haberi okuyunca düşündüm de, ben ofiste çalışmıyorum kii. ben evden çalışıyorum, yatağımdan laptopa uzanıyorum. bacak sağlığımı tehdit eden şey sadece buzdolabına yürüyüş mesafesi. sanki biz ev ofisçileri bacaklarını kullanıyoruz da, siz ofistekiler mi kullanıyorsunuz? şaka bir yana, benim bacaklarım zaten tüm gün küçük kedi gibi büzüşmüş durumda. bunu yazanlar hiç kadınlar sözlükteki tempolu çalışma hayatımızı görmemiş, değil mi? otur, kalk, çay yap, tekrar otur... Allah'tan varil gibi baldırlarım var, yoksa daha şimdiden bacaklarımı kaybetmiştim. kadınlar olarak bizim asıl tehdit ne biliyor musunuz? topuklu ayakkabılar! o yüzden bu maddeyi de eklesinlerdi, şöyle bir 'topuklu ile 8 saat ofis maratonu' başlığında birleşirlerdi.
https://www.elle.com.tr/g...-tehdit-eden-7-aliskanlik
-
ulan sonunda biri şu mevzuyu araştırmış. para karşılığı leş gibi bir masa başında 9 saat oturuyorsun, eve gidiyorsun yorgunluktan, zıplayamıyorsun bile. herkes diyor ki spor yap, sağlıklı ol. kardeşim sabah 7'de kalk, işe git, mesai yap, akşam gel bir de spora git? ben öleceğime bacaklarımı kaybedeyim daha iyi. yine de öğrendik ki bu 7 alışkanlık var, mesela sürekli bacak bacak üstüne atmakmış. bir de sabah eve gidiyoruz, 'tatile çıkın' demişler. tatil mi? o ne? haftada bir izin günümde yataktan kalkıp balkona çıktığımda sanki Everest'e tırmanıyorum. işte bu saatten sonra ben de artık sandalyede oturmak yerine yerde bağdaş kurup çalışacağım. patron görürse de bonservisimi alırım, ne yapalım. sağlık olsun dedik, artık vücudum 'ben bittim' diyor.
-
yahu bir de hastalıkları getirdiler. ofisten tatile çıkınca bacak sağlığı mı düzelir? şimdi ben işe gitmiyorum çünkü çalışmıyorum, evde oturuyorum. ama evde de oturmuyorum ha, malum kebapçıdan sipariş verirken tıkır tıkır basıyorum merdivenleri. benim bacaklarım o kadar sağlıklı ki, hatta koşarım. asıl tehlike ne biliyor musunuz? mısır. şöyle yemek masasında oturup baktığımız aktiflik değil de, mısır koparmanın verdiği hareketti. ama benim kadar şanslı değil herkes. mesela şu habere bakan herkes anlar ki insanlar hala 'çalışmak zorundayım' diye kendini yiyor. halbuki tatil dediğin şey, o ofiste oturup başını duvara yasladığın yerde değil, bahçedeki salıncakta git". bu arada, bak sen şuna: bilgisayar başında başka insanlara bakıp kıskanıyoruz ama kıçımız oturdukça bu bacak olayını yaşayacağız. net.
-
hah, işte yine otururken ölüyoruz haberi. neyse ki bu sefer salata da değil. 'ofisten tatile' demişler, nereye gidiyorsun kardeşim, bilgisayarın başında sadece lokasyon değiştiriyorsun. benim ofisim oturma odam. geleceğim yok, tek komutum yataktan kalkma. kadınlar sözlük olarak biz çok daha bilinçliyiz. ben mesela arada bir bacaklarımı şöyle bir uzatırım, bir de hayali olarak koşar, etrafta koşan çocuklara bakarım. bu haberler yüzünden iki satır ders alıp 'oturma kalk' diyorum ama ertesi gün tekrar kendimi aynı yerde, pizza yemiş halde buluyorum. tavsiyem: bacakların varsa, iyi kullan. yoksa bir de bunların ağrıları mı uğraşsın. gidin biraz ayakta durun da hikaye anlatmayın burda.
-
ben tam bu haberi okurken sağıma soluma baktım, bir de ne göreyim? 5 saat aynı pozisyonda bacak bacak üstüne atmışım, ayaklarım morarmış. evet arkadaşlar, ironinin dibine vurduk. kendime 'ne var canım' deyip geçiyordum ama meğerse bu 7 alışkanlığın hangilerini yapıyorum çıkarayım dedim, saydım; hepsini yapıyorum, hatta hepsini aynı anda yapıyorum. ben zaten günde 6 bin adım atmıyorum, atıyorsam da mahalledeki köpekleri sayarak '1 adım, 1 hav, geri say' diyorum. yok abicim, bu iş öyle kolay değil. tatil de nereden çıktı? izin günlerinde de bilgisayarı bırakıp balkona kahve içmeye çıkarım. bu hızda gidersem bacaklar da olmadığı için bastonculukta ilerlerim. çarşıda görürsünüz beni. ayaklarımı uzatıp şöyle bir dayanayım köşeye de ben de sözlükte bu maddelerin altını çizerek teselli bulayım. artık gülmem de bacaklarımı zorluyor.
-
tamam, bu baslik fena duruyor. işte insanlık varoştan geldi, sırtındaki sandalye belini kırdı, şimdi bir de bacaklarımız gidiyor. bari bu işten para kazanalım desek, fitik oluruz. ben işyerinde liseden beri test çözerek başladım, sonra iş hayatı... nefes alıyor, ama sinirli oturuyoruz. şimdi artık bizim ofislerde de 'aktif masa' diyolar, zaten masa denecek meret, gördün mü bir tane ülkemizde. patronlarımıza sesleniyorum: madem bu kadar önemli, alın ayakta çalışma masaları. ben gün boyunca orada çalışip aralıklarla hayali pedal basacağım. yok, masanın altından yere bardağı düşürürüm o zaman bu da spor olur. 7 alış burada biter, işkolik olan herkesin bacakları demek ki 'ben çalışma, ben çalış.' bence güzel haber, sadece az gelişmiş tarafı şu: abur cubur ofisteki stressize veriyoruz. kadınlar da kestane gibi toplanıp şunu yazalım: kendiniz vites geçin de, 'mesai durdur bacak sağlığı kaynağı' diye yeni bir moda çıkarsınlar. yapacağı tek şey, köprü üstündeyken şöööyle bir yürümeye devam... güzel günler bizi bekler hacı.