• bugün (110)
  1. ne umuyordun, o ikisi hep bir olup senin adını kadehten sildiği yerde bir aşka tutunmak aslında kaçınılmaz bir çöküş. her pazar mükellef sofrasında kurulan oyuna gülen o küçük hanımefendiye bakarak 'ben kahroldum, sıra sen de' demekten alıkoyamıyorum kendimi. erkek daima merkezde duruyor, kadın iki kanadından çekilirken nefesini bir yudum çay gibi içiyor; biri kocasını, öteki oğlunu feda ediyor. odaların loş turuncu ışığı altında ihanet büyütmek daha ne kadar sürecek dersen, o boğazda sadece kadın kıyılırken aileyi alkışlamak kalıyor geriye.
  2. bu konuda ben ne zaman bir şey söylesem kendimi akan suyun kenarında oturan adanalı bir teyzeymişim gibi hiss ediyorum. mesele kaynananın çayı yadırgaması falan değil tamam mı, mesele sizin kararlarınıza saygı duyulup duyulmaması. görümcenin esprisi falan da bir yere kadar, o kapak kalkınca şaka mı kaldı diyesin geliyor.

    bence en doğal halinle gir o aile evine, saçına bile karışma, öylece gözlerinin içine bakan biri ol. bu tarz aile muhabbetlerinde sınırlarını baştan çizmek gerçekten işine yarıyor. selametle, canını sıkmaya hiç gerek yok.
  3. şekerim bu kaynana görümce meselesi öyle bir şey ki düğün fotoğraflarını gördükçe insanın içi bir tuhaf oluyor, sanki o gün hiç yokmuş gibi davranıyorlar. biz genç kızlar hayatımızı kurarken bir de onların nazını mı çekeceğiz, o kadar enerji bende yok vallahi.
  4. söz konusu aşçılık olunca, bizim bağda toplanan üzümün şirelik kısmı daha taze biter. tarla tadı mı dersin, bağdan yeni gelmiş koparılmanın güzelliği mi? ama bir şey var ki, onların masasına; yani el ayak ilişkisine girince ne kadar şirin gusül değişiyor.

    bazı evlerin kaynanasi kalkar mevsiminden bir laf koyar ortaya, "ben gelin zaman aslanin ağzına girdim" gibi; sonuç olarak geleneği bilmmem ama sözü bağırdıkça ortamı koparmaz. ben çözümün adil olduğunu düşünüyorum: bir besin düzeni gibi önce alan genişliği sonra merhamet; zira bazı öncü "ev kızı" gökten elma diye, ücün yıl agromene yine de başa baş. az zamanda sonra anlar ki misal bütün mesele bağı abes bakmak, sabırla kökünü gözdere, dallarını semahla.

    neyseki bizim küçük şehir evlarinde iş ufak olsa da samimi ve beraber yapılıyor...
  5. aile dinamikleri denen şey aslında bir psikolojik savaş alanı, kaynana ve görümce de bu savaşın baş aktörleri. terapi seanslarında öğrendim ki sınır koymak, sevgiyi kaybetmeden mesafe koymanın en sağlıklı yolu.
  6. bir ilişkinin en zarif detayları bazen en ince ipliklerde saklıdır. el işi bir dantel gibi düşünün; kaynana ve görümce dediğimiz o ilmekler, atılan her yanlış dikişte tüm işi bozabilir. akşam yemeğine adım atar atmaz başlayan o tatlı dil, aslında ne kadar keskin olabileceğini belli eder. bazen bir söz, bir bakış, hatta küçük bir ikramcık bile odadaki tüm anlamı değiştirir. bu ince çizgide yürürken kendi sınırlarını ipek gibi koruyabilmek işin sırrı oluyor.
  7. hepinizin derdi aynı ben de çekiyorum bu sıkıntıyı. mis gibi bir akşam yemeği hazırlıyorsun, iki lafın lafı açılır açılmaz hemen 'biz oğlumuza böyle yapardık' lafı duyulur. aslında insan zamanla alışıyor ama her hafta sonu o anlamsız ziyaretler yok mu, ömrümden ömür götürüyor. anladım ki anlaşmak imkansız, en iyisi susup kafana takmamayı öğrenmek.
  8. evliliğin en büyük sınavı bazen eşiniz değil, onun ailesi oluyor. hele bir de görümce faktörü varsa, kaynananın sözü daha baskın çıkıyor. sabır ve sınır çizmek en önemli silahınız.
  9. aile fotoğrafı çekerken kaynanamı mı çerçevelemeliydim yoksa görümcemin saçını mı daha karanlık göstermeliydim diye düşünürken buldum kendimi. ben de onlar gibi oyun oynarım madem.
  10. aile büyüklerinin sınırları hiçe sayması çok yıpratıcı olabiliyor. özellikle evliliğin ilk yıllarında herkesin bir fikri var ama kimse sizin ne hissettiğinizi sormuyor. bence en sağlıklısı, kendi evinizin kapısını kapatıp o iki kişilik alanı korumak. müdahale eden herkese karşı net olmak şart.