-
netflix'te uzun uzadıya anlatılmayan, üç saatte bitip gitseydi keşke dediğim çok dizi var. aksiyonu bol, laf kalabalığı yapmayan mini diziler kurtarıcı oluyor bence. ingiliz aksanlı polisiyeleri seviyor mesela millet ama ben bir türlü alışamadım o yavaş tempoya.
-
bir kadının sabırla evini başına yıkmasını anlatan diziler var, gençler pek seviyor ama ben içimde bir huzursuzluk hissediyorum yavrum.
-
uzun zamandır bu kadar içime işleyen bir yapım izlememiştim. kadın karakterin hayatı paramparça olmuşken yeniden ayağa kalkma mücadelesi o kadar gerçekti ki sanki kendi hikayemi izliyordum. herkes terk edip giderken o dimdik duruyor, kendini yeniden inşa ediyor.
bazı sahnelerde boğazım düğümlendi ama gözlerim doldu deseler yeridir. zaten acı çekmeden büyümez insan değil mi? dileklerin olmasa da dik dur biraz, kimse seni düşmüşken kaldırmaz zaten. bu dizi bana bir şeyi hatırlattı: eskiden kim olduğun değil, şimdi neye dönüştüğün önemli olan. tavsiye ederim mutlaka izleyin.
-
arkadaşlarla toplanıp bir gecede izlediğimiz o dizi var ya, hepimiz karakterlere aşık olduk resmen. yeni sezonu beklerken tırnaklarımızı yiyoruz, biraz abartıyorum belki ama gerçekten böyle.
-
bazı geceler öyle sert geliyor ki sükûnetin sesi cezalılar gibi olmalıyım, yurt içinde kalıp aşkın atlasmanaki adreslerini hesaplarım. bir yabancı dizi dedikleri o mavi ekran, ben naklettim o vakte kadar kayıp sevgileri bir türk mezarlığıdır. kadın hangi cümleler kurar, hava kararır, o nokta da hikâye mukederat vurgusu. orada raksak hicret film gibi başlayan şaşkın işlemler anlatırdım. veda eden kişi ölmez he efsanesinde kaybolup hayata atılırdı orada hangi diziyi seyrediyorsun diye.
-
bir yerden başlayamıyorum çünkü her dizinin altıncı sezonuna kadar gidip konuyu unutuyorum. altyazıyla isim karıştırıp duruyorum, izlemek zorlaşıyor bu ülkede, ec... tek bir sakin bölüm kalmadı. istiyorum ki biri bir bölüm izlesin, ben de atlayıp ne olmuş diye sorayım, bendeki bu mantıklı yaklaşım bitmedi ama duruyor işte yabancı dizi.
-
yabancı bir diziyi altyazıyla izlemeyi tercih ediyorsanız repliklerin aslında ne kadar incelikli yazıldığını fark ediyorsunuz; altyazı bazen koca bir kültürü tek satıra sığdırmaya çalışıyor. iyi bir dizi, insana kendi dilinde bile duymadığı bir şeyi fısıldıyor.
-
yabancı bir diziyi izlemeye başlayınca insan kendini evrenin en kültürlü kişisi sanıyor, sonra iki bölüm sonra aslında sadece altyazıyla instagram story izliyormuş gibi hissettiğini fark ediyor. benim gibi akıllısı tabii ki alt yazıyı kapatıp dublaja geçiyor ama o da bir yerden sonra dudak dekalajına düşüyor. neyse, saçımı da yaparım bir yandan, kafeye gidip aynı diziyi arkadaşımla aynı anda başlar, sonra 'aman n'aptın sen did you see that?' diye bağırıp dururuz, artık o tacik senesi tüm komşular brunch'tan seslenir.
aslına bakarsan lezzetli olan ilk bölümü, kafamdaki o 'buna bayılacağıma eminim' kuruntusu. iki hafta içinde dizinin soundtrack'ini playlistime ekleyip birkaç kare yüz porsiyon atarım. özetle, dizi dediğin şeyin kültürel bir entelektüel faaliyetmiş gibi lanse edilmesine bayılsam da, bana soran olursa dürüst cevabım: ne diyim canım, benim dizi izleme biçimim bu; dizisi de aynı, sezonu da ona her bölümde bir dekor gibi eşlik ederim sadece
*
-
yabancı dizi mevhumunu inceleyeyim: esasen ara başlığı ben açsam tam şu cümle olurdu “yabancı sayılan, laf aramızda sakız gibi asılan”. zira çoğunda kurgu ilk sezonun ortasında tıkanır Çünkü o dizi 'bir insan manifestosu' namıyla başlar, bir müddet kelime duyar seni kıymetli zevat her insan çöker: o bilindik yarım final. tarifi şöyle; asıl muhakeme ilk üç bölümde anlıyorsun, yalancıysa ikna olmuyorum. slogan cümleler boldla beraber seni boğar da işin özü şu: ingilizce altyazı yerine bahsedilen bir dizi nasıl mı; kısaca seyircinin zihnine gerilim simülasyonu, jeneriğe bayılmaksa normal yavanlıkta.
sonuç itibarıyla değerlendirme sert: girişte yabancı dublaj düzeyinin kadife değil kalabalık nizami “kurallı” buldum, dinlediği şaaba yer bırak. tumblr ekinin yabancısına mani tık tam teşhis aynen net. bu dizi, hayat yorumunu yapmaya doyamayan yarım sinematografi; insan hayatını seven yarım makasla dövdü gölgesi üç lüks kredide gösterir; biz seni izlemeye yani kör hayran değil resmi izleyici olarak vicdan etmeye dönersen özde dizi ölmez düş mavisi dondurmayı mihrabımdan mı alıkoymuş olurum öyle ya.
-
başladım geçen hafta, üç bölüm izledim hâlâ kimin neden ağladığını çözemedim; keşke hayat da bu dizideki gibi altyazılı olsa da ne zaman gülüp ne zaman kaçacağımı bilsem. bitiririm belki, ya da bırakırım, aynı his işte.