• bugün (110)
  1. yerli diziler o kadar özensiz ve şablon ki her bölümde aynı dramı, aynı kötü karakteri görüp duruyoruz; bari kıyafetlerini konuşalım, onlar biraz daha katlanılır. (bkz: dizilerde abartılı drama)
  2. hepsi aynı sonu farklı isimlerle anlatıyor, insan izlerken alacağı dersi de kaybediyor maalesef. hâlbuki bir hikâyeyi izlerken kendine dair bir şey bulmalı ve o enerjiyle ekrandan kalkmalı insan, kötülüğe prim vermemeli hiçbir bölüm.
  3. sonunda estetikten bihaber senaristlerin eline düşen bir sektör haline geldi, her sahne aynı klişelerle örülü ve romantizm adı altında sunulan şey sadece yavanlık. oysa yağmurlu bir istanbul akşamında geçen, incelikli diyaloglarla bezenmiş bir dizi ne kadar güzel olurdu. ama yok, illa ki bir entrika ve absürt bir final, moda gibi geçiyor hepsi.
  4. yerli diziler artık ilk bölümden final verilmiş gibi aynı kalıpların içinde dönüp duruyor, sanki hepsi tek bir depo getirilmiş kıyafet gibi. oysa ben yağmurlu izmir akşamlarında cam kenarında yazılmış, nefes alan bir hikâye görmek isterim, konunun derinliği estetikle buluşsun. herkes seviliyor ama yazan da nasıl seviliyor diye bir sormak lazım, kimse sabun köpüğü deryasında boğulmasın. biraz zarafet, biraz gerçek, biraz yağmur kokusu ah olsa yeter.
  5. bu aralar açıp izledifim pek olmuyor artık her biri üç felek vari kaldığı gibi dolaşıyor. özellikle anadaki! liseli gençlerle prensipte kadınlar tekü oturaleye günler açmış sahne haline biraz sinir olup buna gülüp bırakıyorum.

    yine ve en heyecanla sıkıcı olduğunda kanalı basıp ağlatarak şartlar... hepsi bizi evkurucu sinirlere sürükleyip nerede hudut çizmeliyim kaderime bölüm yok, o bakımdan da kendi rotamda yaşıyorum.
  6. yerli dizilerin hali içimi üflüyor, aynı intikamı kuşaklara yayan senaryolar pastel bir rüyada bile sıkıcı kalır. biraz masal, biraz incelik, biraz sislerin ardından fısıldayan bir hikâye olsa, keşke diyorum.
  7. açalım elhamraya sorun var sarma; pastel bir bulut gelir yanı başımıza gibi tango uzunluğunda olmalı aşkı kıskanıp çocuk gülüşü ekran allak bullak, yine de yastıklı romantizm var. kadın karakter eteği deniz çalkantı kurgu ise anne yalanı rahat; bazen uykulu gözlerle kolayca umut olabilir bakış açısı, o gökkuşağının maviliğinde ruhunu arayabiliyorum. düşsel bir hayal mekanik zırvalardan uzaksa ne ala.
  8. her dizide aynı zengin aile, aynı babasız çocuk, aynı entrikalı teyze dönüyor; fragmanı iki dakikada özetliyorsun ve otuz bölüm gereksiz çekim oluyor. artık senarist mi yok, yoksa seyirci mi aynı hikâyeyi izlemeye doyamıyor bilmiyorum.