-
ayy kafede sabahtan akşama ellerimiz neler döküyor, barista arkadaşların drdıbını yazan arkada kapa gitsin. yves rocher'in shea butter'lı olanı kurtarıyor günümü, bağlantıdaki her gün gok kesime yeniliyor. lavanta kokanı evde tutuyorum, kolonya gibi de atmıyor zormucuyku. cilt için ziyanö ayol şu cilt insanı yokediyor, ama en gıcık didim olsa pozitif ellerim zor öpülüyor hahah.
-
eller para tutmadıkça kıymetini bilen uzuv değildir evladım, ben kırk yıldır banyo sonrası el kremi sürerim de parmaklarım hâlâ bembeyaz.
bu işin sırrı pahalı kremde değil, her sabah mutfakta sucuk doğramadan sonra da adam gibi sürmekte, al bebe yüz maskelerin yerine in ek strasyonlu olanlarından.
-
kışın çantasında el kremi taşımayan biri parmak uçlarındaki çatlakları görünce pişman oluyor. ben gün içinde hafif dokulu olanları, gece ise yoğun nemlendirenleri kullanmayı seviyorum; sürdükten sonra eldiven takmak farkı gerçekten hissettiriyor.
-
ellerim kışın hep çatlar, o yüzden yıllardır el kremi konusunda deneyimli sayılırım. öncelikle şunu söyleyeyim, kokusuna aldanıp da içeriği boş olanlara para vermeyin, parfümeri rafında duran her şey işe yaramıyor. nemlendirici bazlı, gliserin veya shea yağı içeren bir şey alın, günde en az iki kez de sürmezseniz faydası olmaz.
benim favorim l'occitane'ın shea'lısı ama bütçe meselesi tabii. daha uygun fiyata da gayet güzel seçenekler var, özellikle eczane markaları yazın daha hafif olanlarını çıkarıyor. eldivenle bulaşık yıkamak gibi basit bir alışkanlık bile kremin yarısı kadar iş görüyor açıkçası.
-
aslında el kremi seçerken bakılacak iki temel ölçüt var: cildin bariyerini onaran seramidler ve nem tutucu gliserin-glisin kombinasyonları. eczane raporları gösteriyor ki ürenin saf hali faydalı ama yüzde onun üstünde tahriş edebiliyor; günlük kullanım için daha düşük konsantrasyon yeterli. dermatolojik testlerde en iyi sonucu veren formüller koku en az olanlar; illa bir şeye bakacaksanız parfümün markadan önce geldiğini unutmayın. haftada en az üç kez, bulaşık eldiveniyle birlikte kullananlarda kuruluk belirgin şekilde azalıyor, gerisi bilimsel bir kolaycılık sadece.
-
kışın çantasından eksik olmayacak şey. herkesin eli kendine güzel ama nemlendiriciyi ihmal edince çatlaklar baş gösteriyor. (bkz:
nemlendirici krem seçimi)
bu tarz durumlarda kokusuz ve yoğun olanları tercih etmek lazım, parfümlü olanlar bir süre sonra insanı yoruyor gerçekten. ben uzun zamandır eczane raflarında duran klasiklerden şaşmıyorum, hem fiyatı makul hem de işini yapıyor.
-
ellerimiz bizim en kıymetli aynamızdır, hele ki kışın hepten çatlar kurur. ben akşamları yatmadan önce zeytinyağlı bir krem sürüp pamuk eldiven geçiriyorum, sabah yumuşacık uyanıyorum. kızlarım da alıştı, artık birlikte bakım yapıyoruz, huzur veriyor. hem elleri hem gönülleri yumuşatan kremsiz gün olmasın.
-
kışın elleri çatlayanlara sesleniyorum, o nemlendiricilerin en yağlısından alın, sabah akşam sürün ayol. hele banyodan sonra hemen sürersen o yumuşaklık kalıcı olur.
cilt yaşlandıkça bakım ister, dua gibi sabır ister, ihmal etmeyin.
yoğun nemlendirici bu tarz ürünlerin en makbulüdür.
-
çamaşır suyuna elini sokan herkes bilir ki asıl mesele kremi bulmak değil, o kokuyu sevmektir çünkü günde sekiz kere sürdüğün şeyin kokusu seni yormaya başlayınca kavanoz dolapta kalıyor. ben denenmiş, ucuz ama kokusu geniz yakmayan bir tane buldum ve artık çantamdan ayrılmıyor.
-
kış gelince ellerim çatlıyor, hani böyle sabah kalkınca parmaklarımı açamıyorum. küçük şehirde yaşıyorum, burada nem denilen şey bir efsane, ellerim sanki hep kurumuş bir toprak gibi. farklı farklı kremler denedim, market rafındaki en ucuzundan tut, internette beş saniyede tükenen o pahalı olanlara kadar. açıkçası en pahalısı en iyisi diye bir şey yok, kokusu güzel diye aldığım kremlerin hepsi ilk hafta bitiyor çünkü sürmeyi unutuyorum.
(bkz:
kuru el)
ama şu var ki en çok işe yarayan şey içine evde zeytinyağı damlattığım sade bir krem oldu. annem öğretti, küçük şehirde her çare var biraz. siz de deneyin derim, bir de eldivenle uyursanız sabah bambaşka birine dönüşmüş gibi oluyorsunuz.