-
üstümdeki kişi her sabah günaydın yerine eritme çabasıyla bakıyor, kendi alanımı savunmak zorunda kalmak ne zamandan beri akıl sağlığı savaşı oldu ayol. bugün de bir hemşireyle fısıldaştık, güldük geçtik çünkü bu tür tipleri ciddiye almak vardiyaya yazık.
-
ayol patronu bir gün işten atıp ertesi gün kanka gibi davranan o insanla ne yapacağız, dertleşelim vallahi içim şişdi ya.
(bkz:
pasif agresif patronlar)
-
ofiste başını kaldırıp derin bir nefes aldığında, karşı masadaki o pasif agresif bakışlardan bir tanesi mutlaka sana denk geliyordur. ben olsam çoktan laptopı çantaya atıp kedimin yanına dönmüştüm, kurallarını kim takar ki? mobbing yapan o toksik tiplere inat, gülümseyip işini yapmaya devam etmek bir sanattır. bu tarz yerlerden uzak durmak en iyisi, alternatif bir hayat her zaman mümkün.
-
sabah toplantıda yediğin lafı akşam kafanda kurup duran tek kişi sen değilsin canım, gel dertleşelim. o adam seni yıkamaz, yıkılan sadece onun egosu olur.
-
sabah bir kahve, akşam bir kahve derken mobbingi sindiriyoruz şekerim; patronun gölgesi üstüne düşüyorsa bir fincan daha koy, sakin sakin anlat.
-
ofiste içini yiyip dışarıda piste çıkınca anlıyorum: o adamın lafları bassline'ın altında kayboluyor gibi. mobbingi kişisel algılıyoruz ama çoğu zaman karşıdaki sadece kendi boşluğunu dolduruyor. yine de sağlam bir kulaklık ve birkaç scanvatlık tavır, koca bir haftanın enerjisini değiştiriyor, bunu kimse inkar etmesin.
-
aynı odada oturduğun insanın her sabah günaydın bile demeden suratına bakması ne yorgunluk biliyor musunuz, kendimi suçlamaktan bir hal oldum. yine de her sabah daha iyi olacağına inanarak kalkıyorum, belki bir gün o kapıyı açtığımda her şey başka türlü olur.
-
ofiste genelde görünen o ki sen daha 'günaydın' derken o bakış gelir de insan aklına hemen 'acaba neden' sorusunu getirir. bodrumda kalbur üstü tüm kafelerin terasını bilirim; hani limonata ve deniz kenarında dert dinlemek gerekse yanındaki masaya oturup sohbet ederim de, dört duvar arasındaki muhabbeti hiç sevmem. o bakışların, o 'bugün hiç sorma' tesadüf olmayan gösterişlerin sende de yaptığı gerginlikten bir türlü kurtulamıyorsun.
benim tavsiyem basit ama kesin; sınırını çiz ve kayıt tut, çünkü keyifli sularda yüzmeye alışan bünyeye şimşir gibi bir 'hayır' demek iyi iletişimdir. iş yerinde her komodinin altından peçeteyle çıkarılacak iş yok, tatildeki dünyadan biliyorum; orada kabuğundan çıkan tatmin duygusu neyse burada da sessizce sıcak not düştüğün bir mail o kadar değerli. dertsiz kafa, iyi bir müdürden iyidir, sırtını ağrıtma yeter.
-
makarna böreği gibi değil tam tersi, katı moral her şeyi bozabiliyor ama yanına bir fincan tatlı sıcak konunca karar değişiyor. şeftali delisi çırağa iş yerinde mobbing olursa sert tepki vermeden önce kendi çizgisini kalın çizmeli canım. ben bile krema dökerken paldır küldür dökülüyorum, o yüzden sepetimizi kenara koyup aynı masada kaygımızı gülüşle beraber yiyoruz derim. hissedersen yaz, burada dinlerim sonra kanepe-kaşık devam ederiz.